25 Mart 2009 Çarşamba

YARA ÜZERİNE RESİM ÇİZEN RESSAM

Şehre akşam kucak açarken eğilmiş ressam
Yerde yatan kuşun tutmuş gagasından
Sadece kanadı kırılır kuşların sanıyormuş
Kuşu ölmüş görünce ayılmış ressam.
Bir iki sokaktan geçmiş hızlıca
Soluğu kesilmiş, dinlenmiş ressam.
Tak tak ayak sesleri duyunca birden
Bir köşeye gizlenmiş, izlemiş ressam.

İki dağ belirmiş gözü önünde
İki yanan volkan dizi dibinde
Yutkunmuş boğazında son tükürükle
Vurulmuş şaşkınlıkla bir dağa ressam.

Bir dağın eteğinde denizi varmış
Diğeri çoraktan beter çorakmış
Bir dağın üstünde yeşili varmış
Diğeri karadan daha karaymış
Bir dağın başında güneşi varmış
Diğeri kar boran hep karanlıkmış
Bir dağın içinde sevisi varmış
Diğeri kimsesiz çok da yalnızmış
Bir dağın elinde neşesi varmış
Diğeri eliyle yara kaparmış

Dili tutulmuş naçar ressamın
Fırçasında bahar açar ressamın
Ezilmiş büzülmüş kalmış ortada
Kaçacak hiç yeri yokmuş ressamın.

Düşünmüş taşınmış nereye varsam
Hangi dağa gitsem orada kalsam
Elindeki kuşu hatırlayınca
Yürümüş kar boran yaraya ressam.

Başını yaslamış dağın göğsüne
Uzanmış sabahı bulayım diye
Erkenden uyanıp çok da sessizce
Yarayı mezara çevirmiş ressam.

Dağ içli içli ağlar dururken
Yaşları rengarenk boyamış ressam.
Dağ kimsesiz yalnız uyurken
Bir ölü bir yaşar doğurmuş ressam.

Eh demiş artık ben gitmeliyim
Yaranı kapattım, yaşını sildim
Sana bir hayat bir ölü verdim
Hoşça kal derken düşünmüş ressam

Elinden fırçayı düşürmüş ressam.

24 Mart 2009 Salı

ÖLDÜĞÜM YERDEN BİLDİRİYORUM

Ölüm bir kalabalığın gürültüsünde
Merhaba dedi.
Hendeklerinden atlamak üzereyken.
Karşı kıyıya ulaşmaya ramak kalmışken.
Yeter dedi yaşama.
Gülüp eğlenmekteyken dostlarla.
Eşlik ederken kırk yıllık kahvemiz akşam sohbetlerimize.
Ölüm hain bir kahpenin elinde kalan son yalanıyla
Düştü fincanlarımızın ortasına.
Dona kalmış düşlerin kabusa uyanan gerçekliğinde vurulduk.
Yüzümüzde hatırda kalan son kıvrımlarımızla.
Sevinçler, hayaller, gülüşler... 
Ardı ardına yığılıp kalan kalpler.
Bir namerdin bulanık fikrinde can verdi umutlarımız.
Ne bir çığlık duydum düşenlerden, ne de bir ah.
Göz göze gelebildiğimiz bir kaçımız selamladık vedalaşırken birbirimizi.
Görüşmek üzere.
Damağımızda telvenin buruk tadı.
Ellerimizde son kez birbirine dokunabilmek için yersiz bir çaba.
Öldük dostlarım.
Bir kahpenin yalan sıcağında.

17 Mart 2009 Salı

ÇIKMAZ SOKAK

Sen sadece geleceğimi çalmadın benden.
Kimsesiz çocukların gülümseme umudunu.
Sabah güneşine yoldaş gözlerimin ışığını.
Yalnız sokak adamlarına uzatılan ellerimi.
Komşu kızının getirdiği tatlıları beğenme hevesimi.
Bayramlarda şeker toplamak üzere e
lime aldığım
Bir poşet içinde biriktirdiğim çocuk hikayelerimi.
Yeni cümleler kurma hevesimi.


Sen yarattığın depremden kurtulmak için 
Sarılırken başka bedenlere,
Elini uzatırken başka ellere,
Beni göçük altında bırakan ihanetinle
Ne haykıracak ses kaldı bende
Ne de kelime.
Son bir çabayla kurtulmak için ses verdiğimde
Sesimi duyan var mı diye?
Sen sustun öleceğimi bile bile.

Şimdi zafer nidalarıyla dolaş başka bedenlerde.
İzbe kuytularda erit yüreğini.
Adımı karaladığın notlarını yırt at.
Sana yazılmış ilanı aşkların büyüsüyle 
Yokuşundan in aşağılara.


Sokak taşlarının arasında sıkışıp kalan adımlarıma
Adını fısıldadım sessizce.
Her yerden aynı cevap geldi.
Yâr ihanet içinde.

Senin çamurlu ayaklarını yıkadığın su birikintisi
Gözyaşlarımdan oluştu.
Şimdi lekesiz adımlar atacağını sanarak 
Kirlenmiş yüreğine ortak ettiğin yarınlarımı çıkar at üzerinden.
Ve yine ihanet güldürsün yüzünün silik kıvrımlarını.
Güle oynaya bitirirken hasretinle yürek alışverişini
Sokaklarından geçerken gözlerinle süzdüğün bütün kadınları
Sırf alevinde yanarken çıkardığı sesi seviyorsun diye
Yine al, at, yak yüreğinde.
Yansınlar bırak.
Sırf sen bir anlık heveslerine kavuş diye.


Biriksin küllüğünde yine izmaritler.
Her defasında beni söndür tekrar tekrar.
Boğazına takılan öksürük nöbetleri ayırsın bizi 
Bırak ayırsın sonsuza kadar.
Nafile çabaların sancısında uykuya hasret gözlerin
Kapatırken perdelerini sıkı sıkı güneşe
Sırt çeviren diğerleri gibi
Kar yağacaktır elbette sevgisiz yüreğine.




12 Mart 2009 Perşembe

SİYAH MOR VE DİĞERLERİ

Ay geceden bunalmış
Güneş güne sırt çevirmiş meğer.
Velhasıl gökyüzü yere dikmiş gözlerini.
Ne yapsın koca derya küçülmek hevesinde?
Bir terslik var belli.
Dilimin ucunda dile gelmez kelimeler yitirdi harflerini.
Hoşça kal pembe, yeşil, kırmızı, mavi.
Kapattım aynı gördüğüm açtım aynı. 
Gözlerimin önünde bekleşip duruyorlar
Siyah , mor ve diğerleri.

5 Mart 2009 Perşembe

KALDIRIMLARDA

Kaldırımları mı yanlış yürümüştük?
Yoksa baştan sona hatalı mıydı sokaklar?
Parmaklarımın arasına sıkıştırdığım sigaram.
Bir adım ileri bir adım geri ne fark eder.
Aynı olmasa da adımlarımız
Yan yana yürürken aynı yollarda 
Unutuldu mu gülüşler ?
Senin parmakların değil miydi sımsıkı saran ellerimi?
Yalan mıydı sarılmalar  ayrılık yok dercesine?
Pek hayal de kurmazdık ki seninle 
Yıkıldı desek hayallerimiz.
Gerçekti yaşananlar.
Ve biz yalansız yaşadığımızı söylemez miydik?
Uzun zamandır görmediğim yüzünü
Fotoğraflarda anımsamak.
Olmuyor.
İsyanlara açılıyor yüreğim.
Sırf hayalin yetmiyor bazen.
Ne sevdamı görüyor.
Ne de yakarışlarımı duyuyorsun.
Bak ben yine seninleyim.
Yine sevdan yakıyor yüreğimi
Nerelerdesin sevgili?
Aklında olmayan ben çıkmazlardayım.
Gözlerin çeliyor aklımı suskun fotoğraflarda.
Sensizlik sevdan gibi işledi dünyama.
İçtiğim her sigara son artık.
Her adım sona davetiye bana.
Anla be anla artık sevdiğim.
Uzakta olsan.
Değmez de dese başkaları ona.
Ömrümü sana adadım.
Yalan yanlış kaldırımlarda.

(99 EKİM)

25 Şubat 2009 Çarşamba

GÜNEŞ

Bu kadar erken beklemiyordum seni.
Oyalanır yollarda diyordum.
Biraz kara bulut şimşeğini çakar.
Yıldırımlar atar dünyama
Sonra o gelir diyordum.
Bu yanılgı ne mutlu etti beni.
Ansızın gelmen nasıl sevindirdi.
Bir bilsen yüzümde beliren gülüş
Görenlere nasıl hayret dedirtti.
Şimdi ben baharın mis kokusunda
Çiçek tarlasında koşturup oynamaktayım.
Sen geldin uyandım kara uykudan.
Berrak suyunla arınmaktayım.
Gösterdin içimde yanan ateşin
Alevi ne kadar deli ısıtır.
Ben güldüm, sen güldün, onlar ağladı.
Gösterdin sahteler gurursuz ölür.
Hadi yaşa dedin dilediğince
Hadi eğlen gül, güneş yüzünle.
Ne kadar aydınlıksın dedin sen bana
Aydınlık neymiş gördüm sen güldüğünde.
Ne desem hoyrat kalır asil gönlüne.
Sussam da anlasan ne güzel olur.
Ah anladım dedin ılık meltemle
Dilerim bu bahar yazımız olur.

17 Şubat 2009 Salı

BAĞ BOZUMU

Demek gidiyorsun sevdiğim.
Vaktidir diyorsun.
Ardında kalan şımarık gülüşlerime
Sensiz düşler yâr ediyorsun.
Demek gidiyorsun.
Vaktidir diyorsun.
Kırık vazoların kirli sularında
Aç açabildiğin kadar
Dök yapraklarını
Koparılmış kökünden ne de olsa hayatın diyorsun
Sen gidiyorsun.
Olgunlaşacak diye baharda toprakla buluşturduğum
Henüz yazı bulmadan
Meyve vermek için yaratılmış varlığımıza son verip
Vaktidir diyorsun.
Sen gidiyorsun.
Oysa henüz vakti gelmedi.
Daha topraktan ayrılmadı köklerimiz.
Yeterince yeşillenmedi yapraklarımız.
Başka bir toprakta can bulurum diyorsan
Daha kolay açarım
Hep güneşe bakarım diyorsan
Hiç üzüm olur mu erikten?
Hangi yalanın koynunda
Bahçemizin topraklarını ölüme terk ediyorsun?
Söyle sevdiğim
Sen hangi bağ bozumu hülyasında
Bizim bağ bozumumuzu yerle bir ediyorsun?
Sen hangi bağ bozumundan bahsediyorsun?

3 Şubat 2009 Salı

CENNET

Nabzı atmıyordu artık.
Öyle söyledi doktor.
Hedefine kilitlenip bakışıyla vurmuştu katil
Sarı saçlı küçük kızı.
Düştüğü yerde yerle bir olan umutları
Damarlarından çekilirken
Beyaz tenine yakışıksız bir sonla 
Gözü açık giden diğerleri gibi
Yığılmıştı olduğu yere
Ardı ardına gelen zehir yüklü kurşunlarla.
“Kurtar beni bu yerden” dedi usulca
Son bir çabayla
Durmak üzereydi kalbi işte o an.
Katil öfkeliydi.
Kıydı sarı saçlı küçük kıza.
Almaya geldiler onu

Gördüm.
Oradan.
Cennetten.
Ağlama dedi bir melek
Diğeri sildi yaşlarını
Konuşma dedi bir diğeri
Yorma artık ölmüş bu yüreği
Sustu sarı saçlı küçük kız
Susturdu nafile bütün sözleri
Giderken ardına bakmadı.

Bakmak istemedi.
Gitti.
Devam etti ondan sonra hayat
Otobüsler seferlerine, insanlar işlerine, öğrenciler okullarına...
Kadınlar lakırdıya daldı.
Hayat devam etti.
Öldü sarı saçlı küçük kız
Hiç kimse fark etmedi.
"Nereden geliyorsun?" diye sordular
Sarı saçlı küçük kıza.
Hemen şurası çok uzak değil dedi.
Değdi yüreğime bin alev istemeden
Yandım, yaralarım geçmeden
Yeter dedi bir katil
Öldürdü beni.
Cehennemden geliyorum.
Cennette ağlanmaz değil mi?

26 Ocak 2009 Pazartesi

PİÇ

Yüzüne değdi kirpiğimin ucundan
Fırtınalarla savrulan damlalar.
Damıtıp zehrini aldım avucuma yere düşerken.
Sana ne çocuk!
Doğurmuş yüreğim 
Parmak ucuyla gösterilen
Ziyan ettiğin piç bir aşk.
Şimdi sokak ortasında savrulsun boş ver.
Gelene geçene sorsun kimim ben diye?
Kiminim?
Hangi kalbin içinden düştüm buraya?
Bırak sorsun çocuk.
Büyümüşsün ya sen
Büyümüş ya içimde seni beni izlerken.
Ne ben elinden tutarım artık ne sen tut.
Tutma! İstemem!
Ben ışığının içinde kaybolanları,
Yere diktiğin gözünden kaçırabildiklerimi toplayıp
Ne varsa artık kalan.
Bir parça yarın.
Bir parça geçmişten kalan.
Hoşça kal diyorum.
Hoşça kal çocuk.
Yeni doğumunda yağacak yağmurda
Islanacak, çocuklarına acıyacak,
Acınacak birilerini bulmak üzere hoşça kal.
Yokluğun varlıktır sefil ruhlar kanarken.
Ağzımı açıp basınca çığlığı
Yıkılsın yerde ne varsa.
Parçalansın gökte seyrettiklerim.
Bırak çocuk!
Küçülsün nazarında bütün düşlerim.
Varlığım ezilsin sahip olduğun siyah boşlukta.
Büyümüşsün ya sen.
Bırak kalsın bu piç aşk ortalıkta.

16 Ocak 2009 Cuma

MAVİ

İçim
Buz
Mavi.
Kaybeden gerçeklerin keskin ucunda
Göğe uzanmış, keyfe zehir katılmış
Parlak cilalı elma.
Yâr
Bir yaz akşamı rüyası kış sabahında
Terlikleri şak şak
Ardıma bakmıyorum
Gördüğüm
Mavi.
Dur (ma)!
Kayıp gitsin yokuşun sonuna kadar
Usuldan yürüyüşlerde çığlık sesim
Dan dan!
Mavi.
O kadar da değil canım
Altı üstü dört tekerli araba
Yol zaten yapım aşamasında 
Enkaz dolu geçtiğim yolların manzarası
Badanası yok elbette çoğu yapının
Olanlar ise
Mavi.
Şimdi umut dolu bir bakış açısı mı gördünüz siz
Mavi hiç kederle yoldaş edilir mi
Değil mi?
Bende öyle düşündüm zaten
Katladım
Mavi.
Katlandım
Mavi.
Soldu yeşil
Kaldı
Mavi.

11 Ocak 2009 Pazar

TAHTA BAVULDA SAKLI YÜREĞİM

Penceresi yeşile açılan
Her daim yağmur damlalarının sesinde uykuya dalmanın 
O eşsiz huzurunu yaşadığım evimizde
Gençliğe adım atan çocukluğumdan kalan
Büyüdüğümde yaralarımı sakladığım
Dedemin dedesinden yadigâr tahta bir bavulda
Tavan arasında  saklanmaktan yorulmuş anılar.
Dere kenarında uçuşan kelebekler
Bir kalıp sabunla cıvıldaşan sesimin yankısında raks ederken
Babaannemin "akşam oldu haydi eve gelin" dediği günlerin
Dedemin çattığı kaşının altında eziliveren gülme krizinin
Şehir merkezinden yola koyulunca 
Başka memleket çocuklarının dayanamayacağı kadar engebeli yollarda
Güle oynaya yukarılara daha da yukarılara çıkıyor olmanın
Köye vardığımızda ilk evin önünde duraklama nedenimizin 
Yıllar çizgilerini çok çabuk derinleştirse de
Dillere destan güzelliğini unutmamıştır kimse
İpek halamla kucaklaşmak için olduğunu bilmenin
Mehmet enişteme gülümsemenin eşliğinde
Devam ederken yola
"Anlat hele ben dinlerim" diyen köy sakinlerine
Heyecanla anlattığım tüm hikayelerin
Koynunda uyudum bugün.
Duyduğum gürültülerin sesiyle gözlerimi açtığımda
Kaybolmasın diye sevdiklerim.
Yüreğimi sakladım onların yanına.
Dedemi, babaannemi, halamı, eniştemi
Çocuk hikayelerimde saklı aydınlık geleceğimi.
Tekrar kilitledim.
Cilası eskimiş, kulpu kırılmış
Dedemin dedesinden yadigâr tahta bavul içerisine.

8 Ocak 2009 Perşembe

VURUYOR KENDİNİ GÖZLERİMİN ÖNÜNDE

Her hikayeye konu olan kahramanların özentisinde
Yeni tiratlar sarf ediyorum.
Akşam olduğunda hüzünlenen şairlerin
Güne varma çabasındaki engebeli süreçte
Derin bir yalnızlıkla susuyorum.
Neşelenmek için bahaneler uyduran gülmeye meyilli yüreğim
Hiç alışık olmadığım alışkanlıklar ediniyor benden habersiz.
Koyversem boşluğa ruhumu zaman çok erken
Yaptıklarına alkış tutsam sahtelik olur.
Fark etmek bir gece sessizliğinde sevdiğinizin aslında sevmeyeniniz olduğunu.
Sevdiğinizin sanmalarla ziyan olduğunu.
Sevdiğinizin her gün size yeni anlamlar yüklerken
Anlamsızlaşma yolunda kendini vurduğunu.
Gözlerinizi her kapadığınızda onunla, açtığınızda onunla
Ancak o aradaki kapama anında
O küçücük anda
Ondan çok çok uzakta olduğunuzu anladığınız oldu mu?
İtiraf edemediğiniz zamanların birinde 
Gecenin en sessiz yerinde 
Fonda bu sessizliği bozmak için çalan 
Sevdiğinizin gelecek günlerdeki partilerinde
Salınacak arkadaşlarına eşlik edecek müzikleri
Belki ne söyleyeceğini bilmediği için
Belki de sizin kelimelerinizden kaçtığı için
Dinlemekteyken
Gece
Daha birini bitirmeden diğerine başlanan her şeyde olduğu gibi
Sizi de yordu mu?
Aranızda hiç bilinmeyenli denklemler 
Sevmeler, ihanetler...
Belki bahçe kapısı aralığında
Belki de yerde bulacağınız gürültülü bir karşılaşmanın 
Bilmem kaçıncı arifesinde
Bütün tiryakiliklerden vazgeçiş eylemleri planlarken 
Görmezden gelmek şıkkını seçiyor bulunca kendinizi soldunuz mu?
Derin bir of çekmekle çekmemek arasında kaldığınız zamanların birinde
Gün ışığına kavuşmuş bulunca gözlerinizi
Gördüğünüz aydınlık  aydınlık oldu mu ?

6 Ocak 2009 Salı

GÜNEŞ BATMAKTA HÜZNÜN UÇURUMUNDA

Gözlerimin altında büyüyen kararmış yalnızlıkların
Taarruza geçtiği bir kış gününde
Güneş battı hüznümün uçurumunda.
Ömre ziyan sokaklarında koştururken yârin
Çarptığım duvarlarında kanadı yüreğim.
Her telden çalan frekanslarda şarkıları dinlemekle meşguliyetimin boşluğunda
Yeni yıl müjdecisi takvim yaprağını okumanın sevincinde
Sevdiğim bütün şairlerin şiirlerinden adını ayıklarken
Boy veren ağaçların dallarına 
Kurdele çaput cinsinden asılan dileklerime el koydu el eylediğim.

Geceleri terlemiş kimin umurunda.
Kimin umurunda benim üşüyen düşlerim.

30 Aralık 2008 Salı

TEKRAR

Kadersiz kızıyım annemin
Her şeyin en iyisini hak eden.
Yaradan yazmış diyor çekinmeden.
Susuyorum.
Dünya güzeliyim babamın.
Doğumumdan bu yana her yana notlar bıraktığı.
Biricik kızım Fatma'ya.
Susuyorum.
Saf kardeşiyim ablamın.
Senin için bu aydınlık diyor.
Tarifi kısa ne istediğini biliyor.
Susuyorum.
Bilgiç ablasıyım kardeşimin.
Ne zaman kanasa yüreği
Yüreğimi bölüyorum.
Susuyorum.
Bugün bir tuhaf geçiyor zaman.
Bölünmüş uykulardan uyanan depresif yamyamlar gibiyim.
Baktım ki doymamışım
Yine yürek tüketmekteyim.

15 Aralık 2008 Pazartesi

KORKAK

Yanmış kömür kokusu yakarken genzimi
Yine bildik bir yolda  aynı bozuk kaldırım.
Köşeyi dönerken büfeci tanıdık
Kasap, manav, balıkçı ilk bayram harçlığımı uzatan ellerin sahibi.
Delik cebimden düşmüş yere 
Şimdi kendimi arıyorum.

Hep korkmuşumdur aydınlığın sonundan.
Koyu karanlıklarda beliriyor yitenler.
Bedenimde izi kalmış gölgelerin ilmeği geçiyor boynuma
Asılıyor düşlerim.

Kanatsız bir kuş gördüm rüyamda.
Bütün arkadaşları göçerken ılıman iklimlere
O kalakalmış kış gelen sokağımda.
Yalnızlığa uyandım bu sabahta onunla.

Bu sessizliği bozsun istiyorum lâl dilimin çözülen düğümleri.
Bir kapı gıcırtısıyla sona ersin sağırlığım.
Kanayan yüreğim düşsün de toprağa
Melekler uğurlarken beni ben de meydan okuyayım sensizliğe.
Ölüm dediğin cesaretime gömülsün.

Faili meçhul cinayetlerden arındırırken kendimi
Yakaladı ensemden beni.
Göz göze geldik. İrkildim!
Ve korkuttum bir seri katili.

12 Aralık 2008 Cuma

SİZE HİÇ OLMADI MI?

Sabah tadında akşamlarınız olmadı mı?
Güneşi ısıtan kışlarınız?
Hangi ülkede yaşarsınız?
Baharsız.
Bahar dediysem şöyle keyfince yaşadığınız.

Açan ya da solan yanınız.
Hiç görmediniz mi alev almış suların aktığını musluktan?
Elinizi uzatıp yanmadınız mı?
Yemeğin sonuna denk gelmedi mi açlığınız?
Mızıkçılık yapmadınız mı?
Dinlemediniz mi o şarkıyı henüz, sevdiğinize armağan edilmiş?
Duymadınız mı dudaklarından zehir zıkkım aşkı?
Hiç sevişen bir çift görmediniz mi başka bedenlere kiralanmış?
Hiç terkedilmediniz mi siz?
Bulduğunuzu sandığınız elinizden alınmadı mı?
Ah çok yazık. 
Hiç küfür etmediniz mi?
Karşı gelmediniz mi?
Bu düzen bozuk demediniz mi?
Hadi oradan çek git denmedi mi size?
Ağlamaz mısınız?
O kadar çoksunuz. Nerede yaşarsınız?
Üşümez misiniz?
Yastığınızın altına sakladığınız fısıltılarınız olmadı mı?
Yorgana sarılmış kadavralarınız?
Puf deyince uçuşan kırık kanatlarınız?
Sizi sevdiğini sandığınız n
efretler vurmadı mı yüzünüze?
Gözlerinizin içine sokulmadı mı aptallığınız?
Çişinizi etmek için değil miydi kaçışınız?
Hiç sanmalarınız olmadı mı sizin?
Suskunluk nedir bilmez misiniz?
İçinizde ezilirken kelimeler 
Nefes darlığı çeken yüreğinizin imdadını duymadınız mı hiç?
Sedyeye yatırılmış bedeninize d
üğün davetiyesi gönderilmedi mi?
Sizin beş, altı, yedi diye uzayıp giden sevgilileriniz olmadı mı?
Hepsini ayrı ayrı sevmediniz mi?
Biliyorum sevgili k
irlenmiş düşlerin.
Düşük bütün gebeliklerin.
İnandır beni sevgisizliğine

İnandır gideyim diyeniniz olmadı mı hiç?
Daracık sokaklarda uzayan kıvrımlarınız?
Keskin virajlardan dönerken mide bulantınız?
Kapıda belirince yarınsız yanınız ı
şığa hasret gözleriniz kamaşmadı mı?
Aşkım demekten korktuğunuz bir aşka bulaşmadınız mı hiç?
Dilinizin ucuna gelince hayıflanmadınız mı?
Taranmamış saçlarınıza, kirli kokunuza 
Gözlerinizde yığılan yorgunluğa, saçmalamalarınıza rağmen
Sevildiğinizi hissetmediniz mi hiç?
Sizin böyle bir sevilmeniz olmadı mı?
Masa üzerinde bulduğunuz notları okurken derin nefes alışlarınız olmadı mı?
Duymaktan korktuğunuzdan fazlasını duyduğunuzda ezilmiş hissetmediniz mi?
Siz hiç çaresiz sevmediniz mi?
Size hiç olmadı mı?

4 Aralık 2008 Perşembe

ÇINAR

Yıpranmış sayfalara yazılmış güncelerin arasında kalan
Kırık kalem uçları, kırık gönül notları.
Sabahın ayazı, birkaç günlük açlığım.
Tek sıra örülmüş duvarlar üzerinde
Tek ayak beklemek üzere şartlanmış

Çocukluğumdan kalan yaramazlığım.
Bir tabure üzerine bırakılmış yalnızlığım.
Tutkum.
Tutkunum.
Bunca zaman ezberlediğim her şeyi unutup
Varlığına anlamlar yüklediğim.
Kimsesizleşme yolunda çoğaldığım.
Göz aydınım.
Başını omzuma yasladığında
Kokuna bulaştığında kokum
Bütün yalnızlıklardan kurtulduğun
Huzur bulduğun ruhum.
Benim bugünüm, senin yarının.
Seninle hayat kimsenin bilmediği cennet kıvamında bir coğrafyada gezinmek gibi. En zor denklemlerin basit havuz problemlerine dönüşmesi gibi. Sınıfta kalmış çaresizliklerin bir üst sınıfa çözüm olarak geçmesi gibi. Seninle hayat yaşanılası ve seninle hayat değerli. Yalnızlığın içimize işlediği zamanlardan birinde başlamış hikayemiz. Çok sevmenin ve çok sevilmenin olduğu yerlerde o kocaman kalabalıkların arasında nasıl bunca yalnızlığa düştüğümüz konusunda hâlâ tereddütlerim olsa da sanıyorum ki biz başkalarının mutluluklarına adadığımız ömrümüze sahip çıkmak ve kendi mutluluğumuza bir şans vermek için bu hikayenin satırlarındayız. Anlatmak için ne hissettiğini,  hissettiklerim çoğu zaman engelliyor beni. Öfkeli olduğum zamanlarda da seviyorum seni. Bunca öfkeye rağmen nasıl da değerli dediğimde yüreğim alkışlıyor beni ya da ben yüreğimi. Senden bana varışta kaçış gibi her şey. Bütün konuştuklarımız. O deli düzen yakan bakışlar aklımın oyununa izin veriyor. Sen sustuğunda gözlerin, onlar sustuğunda sen konuşuyorsun. Kelimeler armağan ediyoruz birbirimize üzerinde düşünülesi. Ve her konuşmanın sonunda dalıp gittiğimiz o yerden birbirimize göz kırpıyoruz biz. İşte o zaman iyi ki varsın diyoruz hiç çekinmeden. İyi ki var üç beş adım ötemde. Bazen soluğumdan içeri giriyor  bazen hiç tanımıyoruz birbirimizi. Sen ve ben her gece gökyüzüne aydınlık asıyoruz. Sen belimden tutuyorsun, kaldırıyorsun yukarı. Ben elimdeki pırıltıları oraya asıyorum.  Yarın bu aydınlık nereden diye soranlara "gizli gizli aydınlık asıyorduk gökyüzüne" diyeceğiz. Şimdi o kadar çoklar ki ancak fark edebildiniz ama biz ilk pırıltıda derin bir nefes almıştık zaten. Ertesi sabah aynı değildi aynı gibi görünen. Bazen sen koşmak istiyorsun. Öyle ani bir kararla kalkıyorsun ki yerinden. Her yere yetmek, herkese dağıtmak için elinde olanları. Hayır diyorum içimden. Bakıyorum derin bir suskunlukla. Sen kararından vazgeçene kadar susuyorum. Hayır diyorum. Şimdi değil. Dinlenmelisin biraz. Sırtındaki yükünü boşaltmalıyız önce. İstersen dedemin dere kenarına götürürüz bazılarını. Ben çoğu delili yangın yerinde bıraktım. Hatta bazıları daha çabuk yansın, kül olsun diye üzerlerine benzin döktüm. Elbette o yangından yara almadan kurtulamazdım. Layığınca yaralandım da irili ufaklı yanıklarla dışarı attım kendimi. Orada kalıp mutsuzluklarımla birlikte ben de kül olabilirdim. Bu şıkkı seçebilirdim. İçimden yakaladı beni gelecek umudum. Çekti çıkardı gün yüzüne cesaretim. Henüz değil dedi ağaçta şakıyan kuş, daha değil dedi yaban papatya, yol uzun ama yılma yürü dedi karınca. Seni görünce ben Karslı bir çocuğun denizi ilk defa gördüğündeki heyecanını, üstüne boğazı keşfedince yaşadığı şaşkınlığını yaşadım. Oysa sen ve diğerleri o manzaraya alışık olduğunuzdan, sahip olduğunuzdan, kıymet bilmezliğinizle onu kirletmekteydiniz. Çok sevdiğinizi söylediğiniz cümlelerle kamufle ederek üstelik. Ben farklı yerlerden bakarsam nasıl görürüm diye keşifte. Ve tepeye çıkıp bakınca derin, yoluna inince çekici, yanına gelince büyüleyici olduğunu tadına vara vara hissederek beynime, yüreğime işlemekteyim. Geri döndüğümde köyüme ya da bilinmez başka bir diyara gittiğimde düşünüp güzeli tasvir ederken kaynakçamda sürekli seni not düşeceğim. Memleketime yaptığım otobüs yolculuklarımı anımsattın bana. Yeni yollara eşlik eden yeni turlarla gidilen. ilk heyecan verici. Yaklaştıkça ürküten alışkanlıklarımı. Bazen kaçmak kurtulmak istiyorum. Büyülü güzelliği çekiyor beni. Ne yeşili bildik yeşil ne mavisi bildik mavi. Öyle yollardan geçiyoruz ki karanlık eşliğinde tercih edilmiş yolculuklarda. Issız, dar, sonu yok gibi görünen bir yoldan aydınlık, kalabalık bir kente dönüyor tekerler. Korna sesleriyle nefes alışım değişiyor ve o kıvrımlı yollarda süren yolculuğumun sonunda sevdiklerime varıyorum. Uyuyorum. Bazen öyle yakıyorsun ki canımı canını yakar gibi. Gözlerimiz kurtarıyor ancak bizden bizi.
Sana hadi git özgür ol desem özgürlük ne bilmiyorsun ki
Bana hadi gel benim ol desen ait olmaktan haberim yok.
Sen ne zaman yazmak olsan

Bütün kelimeler can atıyor kağıda dökülmek için.
Ve ben hepsini yazıyorum hiçbirinin hatırı kalmasın diye.
Sonradan fark ediyorum ki bir düşe düşmüşüz yine.
Bu hikaye uzar gider.
Her yeni doğan bebekle birlikte.
Her yeni doğan bebeğin ağlamasında.

Anne kucağında karşılaştığı gülücükle.

30 Kasım 2008 Pazar

AŞIK NOTU

Sıradanlaşmış alışkanlıklarında büyüyor yalnızlığın.
Duyulmuyor adın.
Kalabalıklarının gölgesinde görülmüyor adımların.
Çek ayağını izin silinsin.
Başıbozuk sevdalar yolculuğunda son verdiğin oyunlara
Kapa perdeleri, ezberleme repliğini.
Çiy düşmüş çimenler üzerinde
Üzerine konan kelebeklerin ölmesine izin verme.
Bırak o başka baharlar sevsin.
Hapsolsun göz yangının sigara dumanlarına.
Çekme içini olura olmaza.
Nesi kalırsa yadigâr.
Bir yaz akşamı, sonbahar rüzgarı.
Savrulsun uzaklara.

Mümbit bir topraktır gözleri.
Kirpiğimden dökülür bereketi.

Bırak yüreğim gitsin.

SEVİŞGEN RUHLARIN SANCISI

Sensizlik davetinde 
Elbisemin ucu yıpranmış, eskimiş, ütüsü bozulmuş
Ellerinin yokluğundan nasibini almış saçlarıma

Dağınık topuz havası verilmiş
Orada oturuyorsun.
Sen! 
Bilmediğim kalabalıkların bildik düzeninde
Bakışından tüm sevgisizliğin çarpıyor deli yüreğime
Ruhum şifasını kaybetmiş senden önce
Bir morg sessizliği gülüşte.
Kaldırım taşına takıldı kaldı ayakkabımın topuğu
Taburenin çivisinde kaçtı çorabım.
Son bir yutkunmadan önce sana baktım.
Gidişimi anlama diye geri geri attım adımları.
Pat! Bir adama çarptım.
Neyin var dedi. Seni gösterdim.
Hiç bir şeyim yok dedim. Anladı.
Sokak soğuktu. Üstüne rüzgar vardı. 
Eyvah bir de yağmur başladı.
Gözlerime aktı damlaları.
Herkes benim sandı.
Bir fotoğraf karesinde yan yana gelmiş sevişgen ruhlarımız
Bedenlerimiz saklanmış
Üzerine sancılarımızı yazdım.
Çok uzun devrik cümleler kullandım.
Devrildi adın.
...
Her defasında beni kırma çabaların
Bu defa da ödül getirdi sana
Alkışı sen topladın.
Görmezden geldiğini sanarak yaşamaya devam ederken
Yitik cümleler arasında kaybolurken düşlerim
Daha iyimserdin yüreğime.
Şimdi anlıyorum ki çabaların boşuna değil.
Kırılanları düzeltmekten yorulmuşum.
Farkına varalı çok oldu ama kabullenmek
İşte o beni biraz yordu.
Sevdiğim, 
Kelimeler anlamını yitiriyor artık.
Üzerine yapıştırdığım anlamlar  anladım ki sırf benim uydurmalarım.
Biliyorum. Seni daha zora sokamam.
Sana olan duygularıma bugün bir son verdim.
Ve ilk defa haksızlık ettiğim için kendimden özür diledim.

Fatma & Ayşe FINDIK

26 Kasım 2008 Çarşamba

KÜÇÜLEN DÜŞLERİMDE BÜYÜYEN ÇOCUKLUĞUM

Dedemin eskileri yok etmek için bir dere kenarı vardı.
Bütün eskileri oraya götürür yakardı.
Babaannem kızardı ama o yapardı.
Her defasında gülerdim.
Dedem babaannemin anılarını yakardı.
Babaannem dedeme bakardı.
Ben gülerdim.
Evin bahçesindeki dut ağacına salıncak kurardık.
Gökyüzüne uçardık.
Kahkahalar atardım bütün köyü inleten.
O zaman sen yoktun. 
Ben vardım.
Küçük bir kızken.
İstanbul'un yoğun trafiğinde.
Salı pazarı girişinde.
Hemen Doğancılar' ı geçince aşağıda sahilde.
Okula giderken
Annemin yaptığı fındıklı kurabiyelerden alırdım elime
Tadına doyum olmazdı.
Akşam eve dönüşte teyzem olurdu.
Uzun yıllarının hikayelerini dinlerdim.
Öylece uyuyakaldığımda hep güzel şeyler görürdüm rüyamda.
O zaman bütün sabahlar keyifliydi.
Önlüğümü giyerken arkadaşlarım  beklerdi.
Hele mevsim kışsa kar beni hep hasta ederdi.
Leblebi tozu yerdik ne büyük keyifti.
Babamın iş dönüşü getirdiği çikolatalar hepsinden güzeldi.
Yazın çilekleri yıkar, temizler haydi oyuna ara verin derdi.
Bisiklete binerdik arkadaşlarla Çengelköy yolunda.
Her defasında yarışırdık ve illa birimiz düşerdik.
Kına geceleri olurdu mahallede.
Biz orada dağıtılan çerezleri almak için
İlk konukları olurduk bütün kına gecelerinin.
Bizden büyükleri anlamazdık.
Bu tören neden?
Bir kız ağlarken eğlenen bu insanların nesi var derdik.
O kızı oradan kurtarabilir miydik?
Boş ver derdi içimizden biri oyunumuza dönerdik.

Saklambaç oynardık.
Saklanmayı biz o zaman öğrendik.
Ben küçük bir kız çocuğuydum.
Sen yoktun.
İp atlardık sokağın ortasında, çekirdek çitletir, ciklet çiğnerdik.
En büyük balonu kim yapacak diye iddialaşırken çok güzeldik.
O zaman sen yoktun. 
Ben vardım. 
Küçük bir kızken.
Takunyalar severdim.
Kırmızı pabuç giyerdim.
Bakkala giderdim.
Ekmeğin ucunu yerdim.
Saçlarımı örerdim. 
Gülerdim hep gülerdim.
Ben büyüdüm mü?
Büyüdüm.
Acım büyüdü.
Hepimiz büyüdük. 
Kocaman olduk.
Biz büyüdük savrulduk.
Biz büyüdük unuttuk.
Biz büyüdük ağladık.
Biz büyüdük öldük.
Sen büyüme içimdeki küçük kız biz yeterince büyüdük.

20 Kasım 2008 Perşembe

KÜÇÜK HANIMIN BÜYÜK AŞKI

İçimde yardıma muhtaç bir yer.
İçimde bir yer sen.
Bir yerden sonra susmalı konuşmamalı derken
Gözlerimde kaybolan saniyeler
Ardına saklanmış bakışların.
Elimde yokluk.
Elinde bütün varlığım.
Kim bilir diyen düşüncelerin hoşça kalında 
Merhaba demeyi unuttum.
Bütün kimsesizliğim 
Yarım kalan, yamanmış duygulara halim yokken
Dalıp gittiğim o yerde beni bekliyor.
Ben ağlıyorum.
O ağlıyor.
Kimse bilmiyor.
Dilinde sitem var.
Öyle yazmış şair.
Yazarken yanıyor.

16 Kasım 2008 Pazar

VE PERDE AÇILSIN LÜTFEN

Kayıp.
Geçtikleri tüm yollara ekmek kırıntıları bırakan kardeşlerin masalından çıktım bugün.
Ormanda kayboldum. 
Delirdim çaresizlikten.
Ayakkabısının tekini merdivende düşüren kızın masalına konuk oldum.
Saat on ikiyi vurdu. 
Yüreğimi düşürdüm merdivenlerden kırıldı parçalandı.
Ne analığımın eziyeti ne üvey kız kardeşlerin deli cesareti.
Prensin bu kadar ortalık malı olması yıktı aptal düşlerimin gerçek sandığı yalanları.
Uzak iklimlerin yetiştirdiği hiç görmediğim ağaçlara adımızı yazma klişesi
Ve pembe panjurlarını siyaha boyadığım o evin bahçesini tarumar ettim bugün.
Sobasında yaktım hislerimi.

Ziyan
Neresinden baktıysam gözlerine ne mana bulduysam kahpe düzeninde
Yordum karşıma çıkan bütün kelimeleri
Yoruldum duyduğum kelimelerin saçmalığından.
Küllükte sigaram yandı. 
İçimde bir yer sana ağladı.
İçimde bir yer kahkahayı bastı.
Çığlığım yetmedi duymana. Fısıltılarla söylediklerimden artakalan
Yorgun akşamlarına meze ettiğin çöpe dökülesi pislik yüreğim
Bugün pislik yüreğim ağladı.

Kaçış
Geldiğim yolun başında durdum. Baktım  yol çok uzun. 
Dur dedim. Dinlen, biraz soluklan. Yanımdan geçip giden yaşlı amcayı izledim.
Denizin üzerine nefesimi üfledim.
Dalgaları kocaman oldu. 
Denizi taşırdım.
Bugün gördüm seni. 
Ellerini başka ellerde, gözlerini başka gözlerde.
Kahkahanda duydum başka ses.
Ve bugün gördü gözlerim sahte bir prens.

Yitik.
Nereye koyduğumu unuttuğum çoraplarımı aradım.
Kazağımı bulamadım. 
Geç kaldım yine provaya ve oynayamadım. 
Yapamadım.
Olmuyor Fatma olmuyor. 
Kaç kez duydum. 
Parçalandım.
Ellerimi yüzüme kapadım. 
İçimden  ta içimden bir yerden küfürü bastım.
Bildiğim bütün küfürleri sıraladım ardın sıra.
Lanet ettim adına ve adıma siyah bir kurdele bağladım.

Huzur.
Yeni bir kitap okumaya başladım. 
Henüz elli yedinci sayfasındayım.
Bir kadeh şarap içtim.
Birkaç eski dostu aradım. Hal hatır sordum.
Yeni edindiğim bir arkadaşa güvendim.
Nevresimini değiştirdim rahatsız yatağımın.
Ve tutulan boynum için bir kas gevşetici daha içtim.
Siktiri çektim aşka hadi oradan dedim.
Tuvalete girdim. Tükürdüm klozetin içine dudağımda kalan tadını.
Onun üzerine de sifonu çektim. Çarptım kapısını. Annemden azar işittim.
Bu aşkın acısını evin kapısından çıkarma dedi. Güldüm.

Bitiş.
Zavallı Kız Kulesi restoran yaptılar seni.
Ve zavallı Galata Köprüsü nerede o eski neşen?
Filmlerde kalmış aşk sahneleri 
Nerede kavuşanların yeri Haydarpaşa Garı?
Muhakkak bir tur atardı yeni evliler kesme taşlarında
Ey Çamlıca nerede o aşık çiftler?
Zavallı sevdiğim. 
Sevdiğim mi dedim? 
Zavallı ben. 
Ne!
Ben de kimim?

14 Kasım 2008 Cuma

CANIMSIN ÇOK TATLISIN AMA

Keşke yıldızları indirebilseydim yeryüzüne.
Onlardan koca bir buket sunabilseydim sana.
Ne güller, karanfiller...
Sadece yıldızlar.
Gece kokan yıldızlar verilir.
O samimi dokunuşların sahibi ellerin var ya...
Bir elimde güneş bir elimde okyanuslarla gelebilseydim yanına.
Belki biraz anlatabilirdim.
O hem yakan hem üşüten sözlerinin

Bende ne kargaşalar yarattığını.
Gözlerinin yanında sönük kalanları.
Ve git değişinin getirdiği yaralanmaları.
O zaman anlatabilirdim.
Yüreğin ah o yüreğin var ya...
Sabahsız akşamların korkusunda aydınlığı bulduğum yanında.
Karalarımdan sıyrıldığım omuzunda.
İyi ki doğdun sen.
İyi ki varsın bu dünyada.

12 Kasım 2008 Çarşamba

CANIM YANIYOR SENSİZLİKTEN

Kapısına yavru köpekler bırakılmış bir barakanın önündeyim ben.
Elimi kolumu sallayarak geçebilir miyim bu yerden?
Hiç duymuyor olsam.
Gözlerim de kör olsa yüreğim hissetmez mi ?
Terkedilmişler terk edilenlerin çaresizliğini anlamaz mı?
Oysa ben sahile gidiyordum mehtabı seyretmek için.
Olmaz mı dersin?
Ardıma bakmadan yürümek için bu yol çok mu karanlık
Ya da çok mu romantik mehtap, sahil falan?
Ne işi var bu terkedilmişlerin burada?
Hesap sormalı aslında.
Bıktım sizden. 
Yeter artık yaklaşmayın bana.
Ben gidiyorum yoluma.
Rahat bırakın beni.
Sen de kimsin be adam?
Kaç zamandır farkındayım hep yanımda gezinmektesin.
Nereden çıktın sen?
Niye öyle bakmakta gözlerin?
Tanımıyorum seni.
Hayır. Tanımıyorum dedim.
Peki öyleyse ellerini tutmak istiyorum.
Hani nerede, neden yok ellerin?
Hayalimde miydin?
Gülmekteyim.
Sahile gidiyorum mehtabı seyretmek için.
Zamanı yanlış olabilir ama gidiyorum işte.
Kirpiğini ıslatan o yaş benim.
Senin değil hissettiğin.
Evet sorun var. 
Şu önümdeki yokuş buraya bunu kim koymuş?
Yorgun yokuşu tırmanmakta.
Yorgun düşlerine düşler katmakta.
Susturun şu köpekleri korkuyorum.
Susturun şu adamı seviyorum.
Susturun yüreğimi ben yapamıyorum.
Müsaadenizle ben sahile gidiyorum.

5 Kasım 2008 Çarşamba

KAYGI(SIZ)

Ardını döndüğünde kaygılarım artmakta
Nedensiz sandığın, hiçe saydığın aydınlığım kalıyor döndüğün kuytuda.
Kesik yaram yanında kanamıyor sanma
Düşmüş kırılmış kaç tutunacak bağı varsa hayattan
Aldanmaktasın dudağımdaki kıvrımlara
Anladım. Anlamamaktasın içimdeki gizini
Saklı kalsın istersin
Sakladığımdan belki
Tanımıyor olabilirim sevdiklerini
Bilmiyor olabilirim bildiklerini
Anlamıyorum sanma hissettiklerini.
Bir patlamanın ortasındayım.
Kulaklarım sağır olmuş gürültüden.
Sen hiç konuşmuyorsun.
Ben hiç susmuyorum.
Senin sessizliğinde benim yersiz kelimelerimle nereye varılabilir?
Olduğumuz yerde kalmalı, yok mu saymalı sence?
Ayılmam gerek etkinden kurtulmak için
Yanlış yürüyorum sanma sadece adımlarım biraz ürkek
Kader deyip saklanmakta var elbet
Senin deyip yüz çevirmek.
Benim sandığım bunca yüreğime yığılan bu şey ne?
Bu şey neden?
Bu şey kimden?
Karanlıklar.
Kararmaktalar.