18 Aralık 2013 Çarşamba

FESLEĞEN

 Fesleğen aramıştık birlikte civardaki bütün çiçekçilerde. Yoktu. Son demleri artık demişti uğradığımız yerlerden birindeki çiçekçi. Neyse dedim sonra alırız biz de mevsimi gelince, tekrar ısınınca ortalık, ılık ılık rüzgarlar esince. Tuttu elimden yürüdük. Yine boş kalmıştı pembeli saksımız. İçine fişlerini, faturalarını biriktirmeye devam edecekti. Hem fesleğeni olmasa ne olur, çiçeksiz kalsa ne olur ki ? Her baktığımda seni hatırlıyorum zaten derken o tebessüm edip sarılmıştık huzurla.
Hatırımın arasına dağılıp duruyor eyvahlarım. Hatıralarım arasından silinip gidiyor bakışları. Ürkek bir inkar, sessiz bir ah kaplıyor içimi. Hep aynı güne geri dönüyorum. Saksılar kırılıyor, çiçekler soluyor, bırakın fesleğeni ot bitmiyor yeryüzünde. Yüzünde yabancı bir gülümseme, sesi de değişmiş üstelik koynunda bin günah. Uyuşmuş, uyuşturulmuş artık ne zıkkımsa gık bile çıkaramayan bir ben. Bende bir kalp var mı, atar mı, bağırır mı, ağlar mı, ağlasa susar mı, gönlünün tükürdüğü yerden alsam işe yarar mı, biri şu uğultunun sesini kısar mı, biri bana bir iyilik yapıp çığlığı basar mı?
Süt içmeyi seviyorduk, rakı içmeyi de. En sevgili restoranlar listemiz vardı elbette. Hem bizim gibi bir çift daha yoktu. O kadar aşık o kadar uyumlu. Evet çok kavga ederdik, hatta kavga demek az bile kalır. Öyle bir yakardık ki birbirimizin canını, öyle bir yeter be derdik ki kıyamet kopuyor sanırdınız. Sonra sarılırdık, sakın gitme derdik birbirimize. Dışarda insanlar kötü derdik, hem dayanabilir miydik, birbirimizi elde görünce? Tövbe ederdik hemen, Allah korusun susalım derdik. Dedikodu ederdik biraz tamam bazen çokça ama hep bizdik yine konumuz. Ne işimiz olurdu ki onunla bununla. Hep kendimizleydi kavgamız da barışımız da. Bulmaca çözerdim ben hafta sonu kahvaltılarından sonra, garip garip uzanırdım koltuğa ya kolum uyuşurdu ya bacağım. Kalkıp masada oturayım güzel güzel çözeyim derdim yoktu. Tek derdim onun karşısında olmaktı. Hemen karşı koltukta, gazetesine minder fırlatayım, bir koşu gel beni öp diyeyim, kahvemizi yudumlayalım diye sonra.
Garip bir rüyaydı. O sabah  uyandığımda içimde hissettiğim acının, boşluğun, huzursuzluğun tarifi yok. Bir şey olmuştu bana, sanki akşam başını yastığa koyan ben başkaydı sabah uyanan ben başka. Hareketlerim yavaşlamıştı ve elimde değildi hiçbir şey kontrolüm başkasının elindeydi sanki. Ne oluyordu bana böyle, bu huzursuzluk nedendi? Altı üstü saçma sapan bir rüya görmüştüm. Sesi o gün onun sesi değildi. Ona aşkım diyen ben değildim. Beni özleyen o değildi. Ona koşan ben değildim. Hani gün hayırlıdır ya geceden, hani öyle derler ya ben bir kabusa uyanmıştım ve gün bitmiyordu inatla.
Nazlı nazlı hasta olurum ben. Hoş biz kızlar hep nazlıyızdır ya aslında. Ben bir fena olurum. Canım çok yanar. O bana  bakardı. Bakamayacak kadar uzağımdaysa dua ederdi, arardı. Ah benim güzel aşkım, kıyamam, benim canım acısın sana bir şey olmasın derdi. Güzel laflar ederdi. Güzel güzel severdi. Bana ait sözleri, gözleri, elleri vardı. Ben yokken hep çok özlerdi. Çabuk gel derdi. Bir daha hiç ayrı kalmayalım, bir daha hiç derdi. Özeldi.
Derin, tarifsiz uğultudan başka bir şey duyamıyordum. Birden bir kadın devrildi üstüme, anlayamadım kimdi, neydi, neredeydim? Sonra diğerleri. Sonra yazılar belirdi, sonra başka başka sesler. Anlamıyordum. Beynim yoktu benim. Kulaklarıma birden ne olduysa olmuştu. Ellerim tutmuyor, ayaklarım yürümüyordu. Sürekli üzerime birileri devriliyordu. Nefes alamıyordum. Artık nefes alamıyordum. Sanırım artık yaşamıyordum. Ölmüştüm ve cehenneme düşmüştüm.
Fesleğen  (Ocimum basilicum), ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasından tek yıllık ve genellikle ılıman bölgelerde yetişen bir bitki türü. Yemeklerde kullanılmak üzere tarımı yapılan fesleğenin kökeni Asya'nın dönenceler  arasında kalan bölgelerine dayansa da, günümüzde yeryüzünün öteki ılıman bölgelerine de yayılmıştır. Soğuğa karşı çok duyarlı olan fesleğen bitkisi, en çok sıcak ve kuru ortamları sever. Fesleğen bitkisi, bir yerli Anadolu bitkisi değildir. Anavatanı olan İran dolaylarından gelmiştir. Akşamları açıkta yenilen yemeklerde masaların fesleğen ile süslenmesi, bebeklerin yanına fesleğen konulması, yaz aylarında evlerin açık camlarının önünde fesleğen saksılarının olmasının sebebi fesleğenin yaydığı güzel kokunun yanında sinekleri kovucu özelliği olmasıdır.(Kaynak/Vikipedi)
Artık beni tanıyıp da bilmeyen yoktur. Simit canavarıyım ben. Öyle canım çeker ki her gün üç öğün beş vakit yesem bıkmam. O cinsten yani. Simit olurdu bütün kahvaltılarımızda. Uzun uzun sohbetlerimize eşlik ederdi. Ortalığa kokusu yayılırdı. Onun kokusuyla birleşince susardım. Bakardım öylece. Niçin öyle baktın derdi. Gülerdim. Duamdı o benim. Duama şükrederdim.
Aylar geçti. Biliyorum yıllar da geçecek. Gülümsüyorum. Bazen kahkahalar bile atıyorum. Bazen çok acıyor içimde bir yer ama ne yalan diyeyim katlanabiliyorum. Uğultular seyrekleşti. Çok azaldı demek daha doğru olur. Kabullenme kısmında sıkıntım olmasa (ki bu konuda çok yol aldım belirtmekte fayda var) daha iyi olacağımı da biliyorum. Hep bir kıyas hali oluyor insanda, zaaf işte. Ne alakası var diyorum sonra.  O fırlatıp attı diye kıymetsiz değil ki gözlerindeki ışık.
Üzüntüden iki büklüm olmakta bizim için sevinçten göklerde uçmakta. Yaralanmakta bizim için yaraları sarmakta.
Derin kederleri yazarken kelimeleri acemileştiriyormuş insan. Ve dün bir arkadaşım Allah'a emanet ol dedi. Ardından ekledi. Biliyor musun? Allah'a emanet ol dersen sevdiğine onu görmeden ölmezmişsin dedi. Allah'a emanet ettiklerinizin ihanetine maruz kalmamanız dileğimle.





10 Aralık 2013 Salı

İKİ YARINSIZ

Hayat akıp gider
Yine camından aynı manzaraya bakar
Okuyamadığın plakalarında yoldan geçen arabaların 
Yolculularının yolculuklarıyla hayallere dalarsın
Yine yüreğinin üstünde tamtam dansı yapar karıncalar
Hadi çekilin gidin yuvanıza dersin
Yuvaları yok biri yüzüne bakar
Ağlanacak haline gülüyor bunlar derken oturur gülersin
Sen de ağlayamazsın.
Bir gece gelir şehre bir türlü gitmek bilmez
Dünyanın hangi köşesi burası diye sersem sepelek düşünürken 
Belalı gerçek geçer karşına bu akıl almaz unutmalarının hesabını sormak için
Elin boynuna varır
Boynunda asılı duran matemin parlar aynada
Hadi git koş ona derken içinden bir ses
Diğeri otur olduğun yerde diye yapışır yakana
Kelimeler tarih boyunca böyle anlarda lüzumsuz görülmüşlerdir aslında
Ne yazsan eksik kalır ne söylesen izahsız
Hiç tanımadığın adamlara/kadınlara en sevdiğin türküyü mırıldansan ne yazar?
Ne anlar anlatmak istediğinden?
Sen onca zaman biriktirdiğin her şeyi
Bir çırpıda el eline versen, al hayrını gör desen kıymet mi bilirler sanıyorsun?
Daha da vahimi mutlu mu olursun zannediyorsun?
Böyle beğenmedin mi? 
Yine karşılaşsak, yine aynı olsa sokaklar
Yine aynı kalabalıkta birbirimize gülümserken bulsak birbirimizi
İşte karıncalardan daha vahim olan yerde olmak diye buna denir değil mi?
Hiç bitmiyor bu sonbahar hep bir kışa hazırlık telaşı
Trafik her geçen gün daha da sorun
Bazen alıp başımı gitmek istiyorum
Gülüşünün kıyısından, bakışının doğuşundan başka bir yere
Ellerinden çok çok uzağa
Koyu koyu sevda hikayeleri dinliyorum bu sıralar
Mucizeler, yarım kaldı zannedilirken tekrar tekrar başlayan sonsuz aşklar
Hepsinde ayrı taşıyor gözlerimden okyanuslar
Sonra süslen püslen işte
Sigaramı alıyorum yanıma, çantamda gazı bitmiş bir çakmak
Ve elbette en güçlü gülümseyişim
Bazen bütün şehir uykuda sanıyorum
Bazen de bir tek ikimiz uyanıkmışız gibi hissediyorum
O zaman bir sigara daha  yakıyorum
Seninle birlikte içiyoruz
Adı sanı belli kendileri yok çocuklarımız
Davetlileri hazır gelinsiz/damatsız nikah salonumuz
Kadehleri kırık bir şişe şarabımız
İki yarınsız.

23 Kasım 2013 Cumartesi

SEMENDER

Yüzünün sol kıvrımı
Sessizce vedalaştık.

Eskimiş bir gözyaşının tadıyla yutkundu adını
Bir sürü kadından, bir sürü sesten, bir sürü nefesten ayrıldık
Gözlerine sinmiş ihanetten, artık içinde kalamayan yenden ayrıldık.

Yüzünün sol kıvrımı
Sessizce vedalaştık.

Doğruldu olduğu yerden Semender, suya attı kendini
Bir aşktan, bin yalandan, bir hayattan ayrıldık
Sözlerine sinmiş ihanetten, içinden çıkılamayan kinden ayrıldık.

Yüzünün sol kıvrımı
Sessizce vedalaştık.

Kapattı sana varan yolları aydınlatan ışıkları
Yarım kalan bahardan, sonu yok  bir ayazdan, yarınsız günden ayrıldık
Ellerine sinmiş ihanetten, içinde kördüğüm kalpten ayrıldık.

Yüzünün sol kıvrımı
Sessizce vedalaştık.

Yumdu gözlerini kahrından boyun eğerken, kırıldı bütün sevmeler
Postasız bir mektuptan, açılmaz kapılardan, evde yok aşktan ayrıldık
Adına yazılmış yokluktan, yarına çalınmış karadan, içindeki buzdan ayrıldık.

Yüzünün sol kıvrımı
Sessizce vedalaştık.

Tükürdü yutkunduğu ölümleri, can buldu gidenler
Yazılmamış hayalden, sonu yok bitişlerden, kavgasız günden ayrıldık
Güvenilmez sözünden, övünülmez gücünden, çalınmış gönlünden ayrıldık.

Yüzünün sol kıvrımı
Sessizce vedalaştık.

Kıyamet değdi yaşama, üfledi sûra melekler
Sorgusuz aldanıştan, lüzumsuz bir atıştan, kahpe bir kaçıştan ayrıldık
Tarifi yok o bakış, gitme kal diye yakarış, ömrüne adanmış ömürden ayrıldık.

Yüzünün sol kıvrımı
Sessizce vedalaştık.


13 Eylül 2013 Cuma

O YOKKEN

Yıkadım yüzümü arındım gülümsemesinden
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu

Sitem etmedim hiç korkmadım geceleri uyurken
En sevdiği elbiselerimden vazgeçmedim
Yaralanmadım sürekli sakarlık yapardım ya yok hiç sakarlık da yapmadım
Hayranı olduğum varlığından ayrılınca yok üzülmedim, yanmadım
Başka kadınlar sevmiştir onu şimdi
Unutmuştur çoktan beni diye düşünüp hiç sızlanmadım
Gezdim tozdum
Her geçeni o sanmadım
Bizim de şarkılarımız vardı tüm aşıklar gibi
Yok hiçbirini dinlemedim 
Adını sayıklamadım

Yıkadım yüzümü arındım gülümsemesinden
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu

Bu şehir, bu evler, bu caddeler böyle boştu hep
O gitti diye boşaldı sanmadım
Sessizdi zaten sokaklar
Hep böyle eserdi rüzgar
O gitti diye değil bu ara neyim var bilmiyorum
Bir türlü ısınamadım
Yok daha fazla içmiyorum sigarayı uykusuzluğum ondan değil
Ne olacak ki hem bittiyse gidip başka birini sevdiyse
Yeni bir aşk diledim kendime aşk dedim sadece
İlla o olsun diye tutturmadım
Fotoğraflarımıza bakmadım
Çıkıp gitmiş yüreğimden
Kalmamış ona dair zerre
Hatırlamaya çalıştım
Yok hatırlayamadım
En sevdiği yemeği yapıp yapıp çöpe atmadım
Anneme kızmadım onu sorduğunda, komşulara sataşmadım

Yıkadım yüzümü arındım gülümsemesinden
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu

Yine en güzeli bendeydi gülümsemenin
En sevgili kelimeler bendeydi
Adını ben anardım ya öyle ölesiye
Yok bu defa anmadım
Hep bir umutla acaba o mu geldi diye kapılara koşmadım
Pencereden ona bakmadım 
Ona el sallamadım her gidenin ardından
Ona açmadım kollarımı
Onun gözleri nereye, kime bakıyor diye hiç sormadım
Pabuçlarını bile özlemedim
Yok kalmadı hatırımda beyaz gömleği
Ne yer, ne içer, neye güler, neye ağlardı?
Çok zorladım ama yok bulamadım
Hayır hiç saymadım kaç gün geçtiğini 
Her saati bin yıl sanmadım
Yüzüme her bakanın gördüğü gibi hiç ama hiç ağlamadım
Yok ben bu şiiri ona yazmadım.

Yıkadım yüzümü arındım gülümsemesinden
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu.


27 Temmuz 2013 Cumartesi

SEVDİĞİM SEVGİLİM OLUR MUSUN?

Cesaretim şaha kalkıp çekmişken ayrılığa kılıcını
Salya sümük sen diye dualarıma aminlerim yerini bulsun diye
Gecenin gözlerinden taşar azgın sular.

Gel
Gitme

Bir çırpıda onlarca sineğe kafa tutan ben sen olmazsan yenilirim onlara
Biri yeter canımı okumaya
Hem gidersen ders falan çalışamam ben kitap okuyamam
Çok sevdiğim pabuçlarıma bakıp  "kim bugün bizimle gelmek ister " diye konuşamam
Saçlarımı taramak gelmez içimden
Koca bir bardak sütü mutlulukla yudumlayamam
Memleketimin ağzı ile konuşup oyunlar türetemem
Uyuyamam
İçimden gelmez ki çocuklar gibi uçurtma hayalleri kurmak sen olmazsan
Küsmenin bir anlamı olmaz
Barışmak nedir kimse anlatamaz
Koşa koşa boynuna sarılmak
Rengarenk balonlarla dünyaya kafa tutmak olmaz ki sen olmazsan
Heyecanla bir kelimeden diğerine 
Tamamlayamadan cümleleri sana bakıp gülümseyemem ki o zaman

Biliyorsun değil mi?
Ürkeğim aslında ben, korkağım, pısırığım hatta
Seni kaybetme korkusu sarınca hırçınım, bıkkınım, bitkinim
Koca dünya küçülür, minnacık kalır
Ufalır, ufalanır ellerinden ayrılınca avuçlarım
Bastığım her yer adına bir ağıt yakar
Çekilir damarlarım
Mahallenin bütün çocukları üzülür sen gidersen
Onlar da bir daha top oynamaz, ip atlamaz kızlar
Aşıklar geçmez sokağımızdan
Yeni diktiğim çiçekler solar
İyileşmez ki hastalar
Hem gidersen sana aşkım diyemem ki
Hiç söyleyemem ki
Sarılamam ki
Hep özlerim seni ama anlatamam ki

Gel
Gitme.

26 Temmuz 2013 Cuma

YOL

Tesellisi bir çocuğun bakışlarında gizlidir
Dayan der sabret bitecek
Biter
Biter elbet
Bazen düz bazen yokuş 
Everest'e çıkıp Ganj'ı seyrettiğim de  olmuştur
Ganj'dan Everest'e bakıp hadi be sen de dediğim de
İnanmazsınız siz
Ben de inanmanız için ısrar etmem
Öyle karşıma çıkan ilk tümsekten korkup kaçmak bana göre değil
Her bulduğum düzlüğe yayılmak da
Lakin arada bir yer var ki sormayın
Başa bela, serseri, biraz da ukala
Ben orayı hiç  sevmem yazacağım hatta yazdım gitti
Sırf gıcıklığımdan mı, içimdeki fırtınadan mı bilinmez
Bir yanım da seviyorum diyor
Laf aramızda bu seviyorum kelimesi öyle söylendiği gibi masum ve sevilesi değil
Bence suçlu o 
Oh ne güzel oldu
Sayın sanık sevgi, müvekkilimin ruhsal dengesini...
Neler yazıyorum böyle?
Konumuza geri dönelim
Nerede kalmıştık?
Ha tamam yol diyordum
Yol, yolculuk, yoldan çıkmış, kaza, trafik falan işte
Yok olmadı böyle çocuk mu kandırıyorum?
Soru işareti kullanmak için bahane mi arıyorum?
İhtiyacım olan şey tam olarak bir nokta olabilir
Biraz uzun bir cümle kurup aklıma geleni yazayım
Kime ne?
Sene 1950'ler sayıyorum
En azından o dönemde yaşadığımı hayal edip yazıyorum ve pek güzel oluyor
En sevgili şairler listemde Cemal Süreya var
Söylemeden geçemeyeceğim
Hele o şiiri yok mu o şiiri "Üvercinka" bir kuru harika yetmiyor anlatmaya
Nokta da kalmıştım
Daha doğrusu bir nokta işimi görür sanırım sanrısında
Yok yetmez biliyorum
Bütün noktalama işaretlerini kullanmak istiyorum.



24 Temmuz 2013 Çarşamba

BENİ SEV BENİ KORU BENİ ÖZLE

Kırıp dağıtan her kelimenle bir daha doğrulmamak üzere döküldüm.
Sayfa sayfa yaktın sana uzayan yollara kurduğum köprüleri
Ne derin nefes alışlar ne diş sıkmalar kâr etmedi.
Sen koşar adım kaçarken ölüm bahçesine papatyaların
Ben yalınayak, suskun, sadece ağladım.
O kahrolası balkondan odama koşmak istiyordum.
Kahve içmek istiyordum.
Sadece kahve, sade bir kahve
Şu gürültüyü kesin diye bağırmak istiyordum.
Söylediklerini unutmak.
Gülmek istiyordum. 
Şaka yaptı.
Şakaydı diye kendimi kandırmak.
Tekrar hayaller kurmak istiyordum.
Seninle beni ayırmamak
Olmadı.
Sadece ağladım.
Kederiydin artık gözlerimin.
Faydası yoktu
Duymasaydım keşke, keşke duymasaydım diye dua etmenin
Balkondan odaya geçişim Kavimler Göçü gibi uzun, gürültülü, sancılı
Yaralı, mezarsız. 
Bin sen kattım önüme, bin sen öldürdüm, bin sen ortalıkta, bin sana dövündüm.
Kokunu böyle mi hatırlayacaktım?
Sadece ağladım.



22 Temmuz 2013 Pazartesi

İNTİHAR SÜSÜ VERİLMİŞ "CİNAYET"

Koş!
Pencerenden yürek üstü düştü sevdiğin
Otuzuncu kattan
Ve bir mucize olmadı.



21 Temmuz 2013 Pazar

BOŞ BİR SOKAK YÜREĞİM KÖPEK SESLERİ KULAĞIMDA


Işıklar kapanınca çıplak ayaklı serserilerden başka kimse kalmıyor sokaklarda
Gürültülerine anlam vermek zor.

Adını fısıldadıkları an  her şey değişiyor
Benim sandığım her uzvum biraz daha senleşip büyüyor gözlerimin önünde
Aşk ırak memleketler gibi hayalleştikçe
Hakimiyetin artıyor.

Konu komşu ölmüş gibi uyuyor
Kapısını çalacak kimse yok
Horultularını duysam rahatlayacağım belki
Ama dedim ya ölüm sessizliğinde rüyalar görüyor olmalılar
Hiç sesleri çıkmıyor.

Bir tek çıplak ayaklı serseriler var sokaklarda
Aman vermiyorlar gözlerimi kapatmama
Başka vakit yokmuş gibi hep bu saatlerde geliyorlar
Uğul uğul sarhoş şarkıları mırıldanıp alaycı gülüşlerle oynuyorlar.

Aman  ne komik değil mi bu sancı?

Fidan bakkal kepengini indirmemiş dükkanın
Bu gece bir terslik var belli
Bastırıp duran sıcağa karşın tek dal kıpırdamıyor ağaçlarda
Oysa  fırtına olacağını dinledim akşam haberlerinde
Yanlış mı hatırlıyorum, İ
stanbul'dan bahsetmiyor muydu yoksa?
Hem beynimi kemirip duran bu sesler ne zaman kesilecek?
Şu çıplak ayaklı serserilerin benden istedikleri ne?
Neden buradalar?
Neden evimin önünde eğlenip duruyorlar?

Karanlığa çekiyor gülüşleri beni
Onlardan bir parçaymışım gibi ellerini uzatıyorlar
Senden hatıra kırık bir toka, renkleri solgun birkaç fotoğraf
Gizli saklı çekmecelerinden çıkmak için çırpınıyor.

Yazık! 
Bu sessizliğe, bunca hoyrat harcanmış aşka
Yerle bir olduktan sonra hükmetmeye çalışan adımlara.
Yazık!
Sen gittikten sonra bizi bir araya getirmeye çalışan duaya
Bu  gece bekçiliğine soyunan hayallere yoldaş olan
Penceremin önüne saklanmış adamlara.

Gözlerimi asıyorum gittiğin yolun sonuna
Serseriler çığlık çığlığa bağrışmaya başlıyorlar
Yıkılıyor evler çıkardıkları gürültüden
Ağaçlar devriliyor
Denizler taşıyor amansız
Son buluyor her şey 
Bu imkansız sevda da

23 Nisan 2013 Salı

MATEMATİK NEFRET OLSUN SANA

Aynaya baktım
Yorgun
Mevsim değişikliği mahvediyor saçlarımı
Fırça görmemiş eski usul beton zeminler gibi yüreğime eşlik ediyor sanki
Ve bir  Ahmet Kaya şarkısı dinlemek şart oluyor böyle anlarda

Tırnaklarımı ne zaman yedim hatırlamıyorum
Sebep neydi? 
Bilmiyorum
Midemi bulandırıyor yutkunduğum
Banyoya koştum
Solgun
Nasıl geldim buraya, nereye gidiyorum?
Hatırlamaya çalıştım
Suskun.

En sevgili gülüşümü ister misin çocuk?
Hiçbir boka yaramaz artık biliyorum
Of yine neler saçmalıyorum
Al senin olsun diyorum
Ben başka gülüşler gördüm
Bıkkın.

Bu saatte trafik mi olur?
Bu saatte ihanet mi olur?
Bu saatte insan unutur mu?
Bu saatte bir iş var
Böyle ton ton, böyle dünya yükü, yüreğe vurulur mu?

Bahar bir zemheri bakışla, bir yalanla soluyor
Kara, yoksul, avuntusuz.
Kimsesizliğin koynunda zavallı bir güçlüyüm ben serzenişiyle
Sadece ona has bir iklimde kurban ediyor iyiye dair ne varsa işte

Heyt uleyn kaldırın şu arabaları kaldırımlardan
Caddeleri boşaltın
Bir ağıt yaktım yerin yedi kat altına
Ölüleri rahat bırakın
34 sağa çek, sağa çek!
Ehliyet, ruhsat lütfen
Üfleyin Fatma Hanım
Arabadan inin
Bittim!

Kaç ay oldu hâlâ öğrenemedin şu dil bilgisi işini diyecek şimdi Ali hocam
Kaç yıl geçti sevilmeyi öğrenemedim diye cevap vereceğim bir çırpıda
Şaşırıp kalacak
Oysa yeteneksizim ben bütün hocalarım
Kusura bakmayın hep yetenekli numarası yaptım
Özrüm kabahatimden büyük olur hep
İşte anlatım bozukluğunun hası
Ne çatı uyumu var
Ne edebiyata dair bir kaygı

Sevgilim, papatyalar diyorum
Papatyalar alır mısın bana?