25 Temmuz 2012 Çarşamba

SEN BANA MEKTUPLAR YAZ

Sen bana mektuplar yaz.
Pırıl pırıl baksın gözlerin,
Bi’ koşu bakkala gidip geldiğim, çocukluğum gibi.
Huzurla dolsun yüreğim.


Sen bana mektuplar yaz.
Kimse görmeden, gizli gizli.
Aramızda olanı biteni, mahşere saklar gibi.
Gözlerini kapatıp sev beni.


Sen bana mektuplar yaz.
Anlat uzun uzun, bensiz başından geçenleri,
Mevsimler değişirken solan/açan  çiçekleri,
Yeni evini,evinin içinde düşlerini.


Sen bana mektuplar yaz.
Eski filmlerdeki gibi.
Küsmeden yaşamak nedir öğreneyim diye,
Sabırla sevmekten vazgeçme beni.


Sen bana mektuplar yaz.
Yaz güneşim,
Kıpır kıpır yüreğim eşlik etsin sana.
Boynumda hep bu deli sevda.


Sen bana mektuplar yaz.
Sabah ayazında,öğle sıcağında.
Aynı geceyle teslim olurken yalnızlığa.
Uyumadan önce usulca.


Sen bana mektuplar yaz.
Zile basıp kaçan bir çocuğun  haylazlığıyla.
Parmak ucunla çık merdivenleri,
Belki..Sarılırız yakalandığında.

Sen bana mektuplar yaz.






12 Temmuz 2012 Perşembe

APTAL

Düşüvermiş işte bir yerlere.
Sorgusuz yaşamayı tercih etmiş,ha ha gülmekten yazamıyorum bile.
Kendince,kelimelerle oynamış durmuş.
En güzeli okkalı bir küfür ile savuşturmak pis kokulu yüreksizleri.
Kolaydı sanki deme öyle,
Kolaydı ki,
Bitti.

Sonra bir aptal,olmadık yerlerinden tutmaya çalışmış,
Parçalarında kaybolmak için utanç taneciklerinin.
Üzüm çekirdeği gibi,masum,çıt çıt yenilesi diye reklam yapmış kendine.
Yayın saati hep bir yalana denk gelmiş.

Cicili bicili sevda şarkıları yazabilirdim.
Olabilirdi tarihin önünde dik durmak için elle tutulur sebeplerim.
Oysa ben soyut olmayı tercih ettiğimden (!)
Hiç görünmeyen azgın sularda,boğulup gittim.
Yok, o hep bir başkasını sevmedi.
Yapar mı hiç,öyle bırakıp gider mi ?

Düşüvermiş işte bir yerlere.
Çok uzağımda.
Sonra bu aptal,olmadık yerlerinden tutmaya çalışmış.

26 Nisan 2012 Perşembe

UNUTTUM BÜTÜN YEMİNLERİ

Melekleri,şeytanları,komşunun kapısının önünde yıllardır duran,  tozlu terliklerinde saklı huzuru unuttum.
Onunla başladığını düşündüğüm hayatı,koptuğu yerden yapıştırmayı denerken, dilinde ki zehirin  tadının ,miğdemi ekşitip geçmiş olmasını , öküz kadar sağlam bünyeliyim diye attığım  kahkahaların  ardından,ağlamamayı unuttum.
Gözlerinde parlayan güneşin,geceme en yakın arkadaş olduğunu unuttuğum anları hatırlattığını,onunla hayat nasıl da keyifliydi derken,ardından bakarken,hemen ardından kayboluşunu izlerken, geçen zamanın kısalığını,sarıldığımız vakit yer değiştiren yüreklerimizin,nasıl çarpmaya başladığını,tenha akşamlarda onunla nasıl kalabalıklaşıp,çoğaldığımızı unuttum.
Gece oldu şehirde,gündüz oldu.Küfür kıyamet beddualar ettiğimiz anları,yakasına yapışıp,yeter diye bağırırken,yüzüme attığı tokatı ,hırsla ayrı ayrı yollara yürümeye başlar başlamaz geri dönüp sarılmalarımızı unuttum.
Çocuktuk ikimizde,kanıyorduk her düştüğümüzde.Yaralarımızı sarmayı,sehpanın üzerinden kaldırılan çerçevelerin içinde fotoğraflarımızı,bizim olmayan şarkıları,okumadığı kitapları ona  anlatmayı,huysuzluğumdan şikayet ederken bağrına basmasını unuttum.
Yolları geçtik,şehir şehir..Hangisi daha güzel diye nazlanarak giydiğim kıyafetlerin içinde bakışlarını,hadi içelim dediğimizde son kuruşumuza kadar harcadığımız akşamları,sokak ortasında kikirderken hayatı umursamamamızı unuttum.
Küçük ayaklarım var benim.İnce,o sevsin diye yaradan özenmişti iyice.Dualarımızı,inşallah olacak bu defa derken,sarılıp ağlamalarımızı,sabah kahvaltılarımızın akşama varışını,ardarda yediğimiz tatlılarda gizli olan aşkın tadını,en sevdiğimiz fırından yayılan hamur kokusunu unuttum.
Nefret olsun sana diye bağırırken,gitme kal diye baktığımız anların çokluğunda alevlenen aşkı,başka bir hayat yok bize diye tapınır gibi sevdiğimizi,son yudumu kim içecek diye beklerken, masada kalan portakal suyunun tadını unuttum.
Sade bir kahve,açık bir çay..Asla balık yemem derken,rakı balık masalarında geçirdiğimiz fasılları,her gördüğüm çantayı almak isteğime gülerek "e be aşkım ,kullanmayacaksın ki" derken ,dudağındaki kıvrımı ,yanağına kondurduğum şımarıklıklarımı unuttum.
Düşmanım mıydı bütün kadınlar? O eteği bir daha giymemeli miydim? Bu kadar öfkeli olmamalı mıydım? Çok mu seviyordu beni? En çok mavi gömleği mi yakışıyordu ona? Beyaz spor papuçları çabuk mu kirleniyordu? En son aldığı kotu ben yokken giymemeli miydi? Kahvaltı etmeden evden çıkmamalı mıydı? Bu taksiciler arabaları kötü kullanıyorlardı değil mi? Debriyaj olayı çok fena diye şikayet eden hangimizdik unuttum.
Unuttum bütün yeminleri.





9 Şubat 2012 Perşembe

ÖLÜ AŞIKLAR

Terkettim seni!

Benden beter,senden büyük yaralar ördüm örümcekler gibi.
Hep başka bir kadının gölgesinde kapattığım perdelerin gerisinden seyrettim dünyayı.
Sokağın gürültüsüne sığındım hergün,sessizliği ele verdi her akşam beni.
Yüreğimde kargaşalar bitmek bilmedi.
Kollarım sardı yakan bedenlerin günahlarını.
Göz kapaklarım sıyırıp geçti yalanlarını.
Yüzünü dönünce günaha,
Şeytan kapını her araladığında haber verdi senden.
Tuttum elinden,uyuttum koynumda.

Yeniden,hep yeniden başlamak üzere hikayeler dinledim.
Küskünlüğüme çare olmaya çalışan,kimsesiz kelimeler.
Başımı öne eğdiğimde,yerden yere vuruldu alın yazım.
Ve nasıl olduysa kutsal sayıldı çektiğim ızdırabın yüzüme yansıması.

Ertesini unuttum.
Yokoldu yarına dair düşlerim.
Olduğu yerde bırakıp gitmek en kolayıydı.
Ben,sahibi tarfından terkedilmiş yazlık bir bavul,
Kışın ortasında çöplüğe bırakılmıştım.
Renklerim solmamış,üzerimden etiketim bile çıkarılmamışken daha..
Hep o daha yenisini,daha güzelini arayan adamı sevdikten sonra.

Hayat bir film şeridi diye başlayan,içinde ayrılıklar,kavuşmalar barındıran cümleler,
Boşaldığını hiç görmediğim kadehlerde,devrilip durdu benimle birlikte.
Yanımdan geçen her yabancı biraz senden,biraz benden izler taşıyordu.
Fırtınalı bakışlarında masumiyet gizli adamlar,masumiyetinde fırtınalar saklayan kadınlar.
Ve aşıklar ölüyordu gözlerimin önünde.

Çaresiz sancıların,yalan dolan oyunların,hep o kadınların ,o adamların yüzünde,
Kaybolup giden,pusulası bozuk bir geminin tepesinde ,martıların sesinde saklı çığlıklarda,
Kalbi durmuş bir gelinden bahsediyorlar şimdi.

Terkettim beni!