28 Kasım 2009 Cumartesi

SATILIKTIR BU ŞEHİR ALMAK İSTEYENE

Çatık kaşlarını dikmiş hasrete,
Yol veriyor ondan önce gelen aydınlığa.
Ardından bakanı, perdeleri kapalı bir sessizlikte bırakıp,
Koşturuyor ondan önce gülen herkese.
Aşk,
Satıyor ruhun bedene kaygısını,
Döküyor süt dişlerini ilk önce.
Camda bir seyirlik yüzün,
Yaşını topluyor ırgatları.
Kaç renk,
Sorgusu alınmamış kaç renk kaldı ki
Değip geçmemiş kaybolan düşlere?
Kurşunu,gülüşünün sadakatsizliği,
Vurulup düşerken ben hece hece,
O çoğalıyor sorgusuz başka köklerde.

17 Kasım 2009 Salı

VERESİYE DEFTERİ

İçimde kargaşalar,içimde yoklayıp duran ayaklanmalar.
Devamı devam edecek olan isyanlar,
Bir ağızdan diğerine,
-büyüyerek yol alırken-
Nefrete susuyorum.
Kaydını çıkarıp attığım,
-beden içine saklanmış-
Ürkek bir atışın canımı sıkan debelenmelerine,
Geçirip tırnaklarımı,
Nefrete kusuyorum.
Kendini kaybetmeye ayarlı adamların, kadın sesinde,
Boğazıma takılırken kelimeler,
-aslında bağırılabilir gerçekler-
Yukarı çevrilmiş bir elin gölgesinde,
Nefrete pusuyorum.
Kays tanıdığım tek kahraman değil.
Ferhattan,Keremden,Siegfried'den bahsederken,
-şehla gözlerini şehre çevirmiş yürek-
Nefrete bakıyorum.
Çıplak hayaletler dolaşıyor parmak uçlarında,
-Tıkır tıkır bir sessizlik-
Sağırlığıma pamuk tıkayıp yastığa eğiyorum başımı,
Nefrete uyuyorum.
Mola veriyor ham hamam böceği,
Bir bardak sütü birlikte içiyoruz.Düğmeye dokunuyor bir el.
-korkunç bir aydınlık-
O kaçıyor karanlığa.. Ben,
Nefrete koşuyorum.
Bırakıp giden,iz sürmekten vazgeçmiş,eskimiş meşk ibareleri.
-kayda değer-
Bir kanıt istiyor.Kabarık veresiye defteri.
Nefrete yazıyorum.

10 Kasım 2009 Salı

AKILSIZ NOTLARIN SİDİKLİ PRENSESİ

Başında belalısı  hasret,
Sidik yatıştırıyor çıplak ayaklarıyla,
Karşısında kimi görse, içinde zehirli sarmaşıklarla.
Dilini bozuyor durmadan.
Bu kız böyle şeyler yazmazdı oysa..
Görüyor, koca gözlerini elindeki tek lokmaya dikmiş,
Bir yabancı, yalan vaadlerle,
Teninde bir hakimiyet kurma telaşında.
Düzineler oluşturmuş ayrılığından,
Satmaya çalışıyor.
Bir iflahsız saçlarından köprü kuruyor.
En yalın halinden, dağınık insan yalnızlığına,
Derli toplu kıyafetleriyle hazırlanıyor hergün,
Aynı sahte baloya..
Adam:
Her sabah uyanıp aynı saatte,
Düzenin içinde, yeni başarılara imza atıyor.
Akşamları huzurlu, elinde hep bir başka el sıcaklığı,
Aklında, geçmiş, geçmiş gitmiş..
Çoğunu  hatırlasa da hep birini unutuyor.
Kadın:
Bileğinde sürgün yemiş bir sevda.
Ayrılık besteleri yapıyor yine aynı aşkla.
Belini biraz daha daralt, boyunu kısalt azıcık,
Ismarlama bir entari diktirme telaşında,
Eğri bedenine egreti bir ihtişamla,
Gülüyor yüzü.

Gülüyor deli..
Saatin başında nöbet tutarken.
Gülüyor deli..
Deli velini çağır!
Gülüyor deli..
O da delirdi.

6 Kasım 2009 Cuma

SON SAHNE "ADIMI DA UNUT"

Hangi aşka sarılacağını bilmeyen kollarında sabahlar gördüm ben.
Akşamlara yürüdüm tereddütsüz.
Saçlarıma benzin kokusu sindi bu intihar girişiminde,
Ellerim kapandı kapı kilitlerine,
Gürültüsüz.
Çıt çıkarmıyor yüzümdeki utancın sahibi.
Sarıldığım yalanların,
Başucuma  kurduğu tuzakları,
Kör yüreğine yadigar bırakıp,
Yazgıma sataşmayı yeğliyorum bu sefer.
Kaygısız gidişimin acılı yanı.
Özlemini yakıyorum içimde.
Doluyor vaktim.

Deliliğe varan düşüncelerimde,
Soluklanıyor namahrem düşlerim.
Her yolculukta başımı kendi omuzuma yaslıyorum.
Vahlar edip göz ucuyla bakanlara,şımarıklık edip gülenlere,
Yoldan başka bir yeri göremeyen,
Yolculara hayretler içinde hayret ederken,
Kapının önünde buluyorum kendimi.
Paspasının üzerinde kıvrılan kedilerden bile medet umarken,
Merdivenlerinden çıkıyorum yokluğuna.
Delolmuş gönlümün alasıyla adını yazıyorum duvarlara.

Seni arıyor gözlerim.
Gürültülü beddualar yükselirken havaya,
Son bir sesini duyayım diye,
Meydan okuyorum hayata.
En güçlü sesimi takınıp,merhaba diyorum.
Üzerimden varlığını çekerken,
Son bir sen istiyorum.
Kursağımda takılı kalırken adın,
Hasretini bağlıyorlar boynuma,
Elvedam yarım kalıyor.

Ziyan olmuş içim sıkıyor dişlerini.
Hafaza meleklerim yazmaya hazır bekliyorlar.
Sensizliğe attığım her adımım bir diğerini korkuya salıyor.
Korkunç bir yokluk son buluyor.

Önce gözlerin düşüyor ellerimden,
Parmak uçlarını kaybediyorum ardından.
Çizgilerin siliniyor, hatırımda bulanıklaşırken hayalin.
Saçların, karanlık kapının eşiği,giriyorum içeri.

Adın ardımdan savrulurken,
Sana bırakıyorum seni.

3 Kasım 2009 Salı

SOKAK KAPISI "YALNIZLIK"

Gözlerinin önünde,
İp atlamaya çalışan afacan çocuklar gibi,
Zıplayıp dururken;
Bıraktım bedenimi,
Ruhuma batırıp durduğu iğnelerinin kör ucunda,
Kalbim ah etsin diye.

Kin kusarak,
Dilinin altına sakladığı " cezan ağır olacak" diye tehtidleri,
O her konuştuğunda " merhaba" diyorlardı oldukları yerden.

Anlat dedi.
Karşı kıyıya gitti geldi çocukluğum.
Cennete erdi geldi fani ruhum.
Sokak ortasında bıraktığı bedenimin çığlığı duyulmasın diye,
Tırpanlandı dilim. Miğdeme akıyordu bütün kan.
Ekşi, sıcak kanımdan nefreti yutuyordum.

Ağıtlar yakılıyordu içimin bir köşesinde,
Bir yanı boka  batmış böcekler kadar mutlu(!)
Beyazcık bir kız oturmuş, gitme diye ağlıyordu.
Başucumda umud diye ilan ettigim;
Koynuna alıp çaresiz varlığımı, ninnimi söylemeye başladı.

Kaçtık olduğumuz yerden.
Ne o bir cellattı artık,
Ne de ben ölümüne susamış bir ceylan.
Yarım kalan kelimeler hiç kurulmamış cümlelerin hasretiyle yanarken,
Kondurdu alnıma, alın yazımın mührünü.