30 Aralık 2008 Salı

TEKRAR

Kadersiz kızıyım annemin,
Her şeyin en iyisini hak eden,
Yaradan yazmış diyor çekinmeden.
Susuyorum...
Dünya güzeliyim babamın,
Doğumumdan bu yana her yana notlar bıraktığı,
Biricik kızım Fatma'ya..
Susuyorum...
Saf kerdeşiyim ablamın,
Senin için bu aydınlık diyor.
Tarifi kısa,ne istediğini biliyor.
Susuyorum...
Bilgiç ablasıyım kardeşimin,
Ne zaman kanasa yüreği,
Yüreğimi bölüyorum.
Susuyorum...
Bugün bir tuhaf geçiyor zaman,
Bölünmüş uykulardan uyanan, depresif
Yamyamlar gibiyim.
Baktım ki doymamışım,
Yine yürek tüketmekteyim.

15 Aralık 2008 Pazartesi

KORKAK

Yanmış kömür kokusu yakarken genzimi,
Yine bildik bir yolda, aynı bozuk kaldırım.
Köşeyi dönerken büfeci tanıdık,
Kasap,manav,balıkçı, ilk bayram harçlığımı uzatan ellerin sahibi..
Delik cebimden düşmüş yere,
Şimdi kendimi arıyorum.

Hep korkmuşumdur aydınlığın sonundan,
Koyu karanlıklarda beliriyor yitenler.
Bedenimde izi kalmış gölgelerin,
İmleği geçiyor boynuma,
Asılıyor düşlerim.

Kanatsız bir kuş gördüm rüyamda..
Bütün arkadaşları göçerken ılıman iklimlere,
O kalakalmış kış gelen sokağımda,
Yalnızlığa uyandım bu sabahta onunla.

Bu sessizliği bozsun istiyorum lal dilimin çözülen düğümleri,
Bir kapı gıcırtısıyla sona ersin sağırlığım.
Kanayan yüreğim düşsün de toprağa,
Melekler uğurlarken beni,
Bende meydan okuyayım sensizliğe,
Ölüm dediğin cesaretime gömülsün.

Faili meçhul cinayetlerden arındırırken kendimi,
Yakaladı ensemden beni,
Göz göze geldik, irkildim!
Ve korkuttum bir seri katili..

12 Aralık 2008 Cuma

SİZE HİÇ OLMADI MI?

Sabah tadında akşamlarınız olmadı mı?
Güneşi ısıtan kışlarınız?
Hangi ülkede yaşarsınız?
Baharsız.
Bahar dediysem; şöyle keyfince yaşadığınız,

Açan ya da solan yanınız.
Hiç görmediniz mi,
Alev almış suların aktığını musluktan?
Elinizi uzatıp yanmadınız mı?
Yemeğin sonuna denk gelmedi mi açlığınız ?
Mızıkçılık yapmadınız mı?
Dinlemediniz mi o şarkıyı henüz,
Sevdiğinize armağan edilmiş?
Duymadınız mı,
Dudaklarından zehir zıkkım aşkı?
Hiç sevişen bir çift görmediniz mi,
Başka bedenlere kiralanmış?
Hiç terkedilmediniz mi siz?
Bulduğunuzu sandığınız,
Elinizden alınmadı mı ?
Ah çok yazık, hiç küfür etmediniz mi?
Karşı gelmediniz mi ?
Bu düzen bozuk demediniz mi?
Hadi oradan, çek git denmedi mi size?
Ağlamaz mısınız?
O kadar çoksunuz, nerede yaşarsınız?
Üşümez misiniz ?
Yastığınızın altına sakladığınız fısıltılarınız olmadı mı?
Yorgana sarılmış kadavralarınız?
Puf deyince uçuşan kırık kanatlarınız ?
Sizi sevdiğini sandığınız,

Nefretler vurmadı mı yüzünüze?
Gözlerinizin içine sokulmadı mı aptallığınız?
Çişinizi etmek için değil miydi kaçışınız?
Hiç sanmalarınız olmadı mı sizin?
Suskunluk nedir bilmez misiniz?
İçinizde ezilirken kelimeler,
Nefes darlığı çeken yüreğinizin,

İmdadını duymadınız mı hiç?
Sedyeye yatırılmış bedeninize,

Düğün davetiyesi gönderilmedi mi?
Sizin beş,altı,yedi diye uzayıp giden sevgilileriniz olmadı mı?
Hepsini ayrı ayrı sevmediniz mi?
Biliyorum sevgili,

Kirlenmiş düşlerin, düşük bütün gebeliklerin,
İnandır beni sevgisizliğine,

İnandır gideyim diyeniniz olmadı mı hiç?
Daracık sokaklarda uzayan kıvrımlarınız,
Keskin virajlardan dönerken mide bulantınız,
Kapıda belirince yarınsız yanınız ,

Işığa hasret gözleriniz kamaşmadı mı?
Aşkım demekten korktuğunuz bir aşka bulaşmadınız mı hiç?
Dilinizin ucuna gelince hayıflanmadınız mı?
Taranmamış saçlarınıza, kirli kokunuza ,
Gözlerinizde yığılan yorgunluğa, saçmalamalarınıza rağmen
Sevildiğinizi hissetmediniz mi hiç?
Sizin böyle bir sevilmeniz olmadı mı?
Masa üzerinde bulduğuz notları okurken ,
Derin nefes alışlarınız olmadı mı?
Duymaktan korktuğunuzdan fazlasını duyduğunuzda,
Ezik hissetmediniz mi?
Siz hiç çaresiz sevmediniz mi?
Size hiç olmadı mı?

4 Aralık 2008 Perşembe

ÇINAR

Yıpranmış sayfalara yazılmış güncelerin arasında kalan;
Kırık kalem uçları,kırık gönül notları.
Sabahın ayazı,birkaç günlük açlığım.
Tek sıra örülmüş duvarlar üzerinde,
Tek ayak beklemek üzere şartlanmış,

Çocukluğumdan kalan yaramazlığım.
Bir tabure üzerine bırakılmış yalnızlığım.
Tutkum,tutkunum.

Bunca zaman ezberlediğim her şeyi unutup,
Varlığına anlamlar yüklediğim,
Kimsesizleşme yolunda çoğullaştığım,
Gözaydınım.
Başını omzuma yasladığında,
Kokuna bulaştığında kokum,
Bütün yalnızlıklardan kurtulduğum,
Huzur bulduğun ruhum,
Benim bugünüm ,senin yarının.
Seninle hayat,kimsenin bilmediği cennet kıvamında bir coğrafyada gezinmek gibi,en zor denklemlerin basit havuz problemlerine dönüşmesi gibi,sınıfta kalmış çaresizliklerin bir üst sınıfa çözüm olarak geçmesi gibi.Seninle hayat yaşanılası ve seninle hayat değerli.Yalnızlığın içimize işlediği zamanlardan birinde başlamış hikayemiz.Çok sevmenin ve çok sevilmenin olduğu yerlerden, o kocaman kalabalıkların arasından nasıl bunca yalnızlığa düştüğümüz konusunda hala tereddütlerim olsa da, sanıyorum ki biz; başkalarının mutluluklarına adadığımız ömrümüze sahip çıkmak ve kendi mutluluğumuza bir şans vermek için bu hikayenin satırlarındayız. Anlatmak için hissettiğini, hissettiklerim çoğu zaman engelleriyor beni.Öfkeli olduğum zamanlarda da seviyorum seni, bunca öfkeye rağmen nasılda değerli dediğimde, yüreğim alkışlıyor beni ya da ben yüreğimi.Senden bana varışta kaçış gibi her şey...Bütün konuştuklarımız, o deli düzen, yakan bakışlar,aklımın oyununa izin veriyor. Sen sustuğunda gözlerin, onlar sustuğunda sen konuşuyorsun. Kelimeler armağan ediyoruz birbirimize üzerinde düşünülesi.Ve her konuşmanın sonunda dalıp gitiğimiz o yerden birbirimize göz kırpıyoruz biz.İşte o zaman iyi ki varsın diyoruz hiç çekinmeden.iyi ki var, üç beş adım ötemde, bazen soluğumdan içeri giriyor, bazen hiç tanımıyoruz birbirimizi .Sen ve ben her gece gökyüzüne aydınlık asıyoruz.Sen belimden tutuyorsun, kaldırıyorsun yukarı, ben elimdeki pırıltıları asıyorum oraya,yarın bu aydınlık nereden diye soranlara, gizli gizli aydınlık asıyorduk gökyüzüne diyeceğiz.Şimdi o kadar çoklar ki anca farkedebildiniz ama biz ilk pırıltıda derin bir nefes almıştık zaten ,ertesi sabah aynı değildi aynı gibi görünen .Bazen sen koşmak istiyorsun. Öyle ani bir kararla kalkıyorsun ki yerinden her yere yetmek, herkese dağıtmak için elinde olanları. Hayır diyorum içimden. Bakıyorum, derin bir susukunlukla. Sen kararından vazgeçene kadar susuyorum.Hayır diyorum, şimdi değil.Dinlenmelisin biraz, sırtındaki yükünü boşaltmalıyız önce.İstersen dedemin dere kenarına götürürüz bazılarını .Ben ,çoğu delili yangın yerinde bıraktım. Hatta bazıları daha çabuk yansın, kül olsun diye üzerlerine benzin döktüm.Elbette o yangından yara almadan kurtulamazdım. Layıkınca yaralandım da, irili ufaklı yanıklarla dışarı attım kendimi.Orada kalıp mutsuzluklarımla birlikte ben de kül olabilirdim. Bu şıkkı seçebilirdim.İçimden yakaladı beni, gelecek cesaretim. Çekti çıkardı gün yüzüne. Henüz değil dedi ağaçta şakıyan kuş,daha değil dedi yaban papatya,yol uzun ama yılma yürü dedi karınca.Seni görünce ben, Karslı bir çocuğun denizi ilk defa gördüğündeki heyecanını, üstüne boğazı keşfedince yaşadığı şaşkınlığını yaşadım.Oysa sen ve diğerleri o manzaraya alışık olduğunuzdan ,sahip olduğunuzdan, kıymet bilmezliğinizle onu kirletmekteydiniz. Çok sevdiğinizi söylediğiniz cümlelerle kamufle ederek.Ben farklı yerlerden bakarsam nasıl görürüm diye keşifte...Ve tepeye çıkıp bakınca derin,yoluna inince çekici,yanına gelince büyüleyici olduğunu, tadına vara vara hissederek beynime ,yüreğime işlemekteyim.Geri döndüğümde, köyüme ya da bilinmez başka bir diyara gittiğimde, düşünüp, güzeli tasvir ederken, kaynakçamda sürekli seni not düşeceğim. Memeleketime yaptığım otobüs yolculuklarımı anımsattın bana, yeni yollara eşlik eden yeni turlarla gidilen.ilk heyecan verici, yaklaştıkça ürküten alışkanlıklarımı.Bazen kaçmak kurtulmak istiyorum. Büyülü güzelliği çekiyor beni.Ne yeşili bildik yeşil, ne mavisi bildik mavi.Öyle yollardan geçiyoruz ki karanlık eşliğinde tercih edilmiş yolculuklarda; ısssız,dar, sonu yok gibi görünen bir yoldan, aydınlık, kalabalık bir kente dönüyor tekerler.Korna sesleriyle nefes alışım değişiyor ve o kıvrımlı yollarda süren yolculuğumun sonunda sevdiklerime varıyorum.Uyuyorum.Bazen öyle yakıyorsun ki canımı, canını yakar gibi.Gözlerimiz kurtarıyor ancak bizden bizi.
Sana hadi git özgür ol desem, özgürlük ne bilmiyorsun ki,
Bana hadi gel benim ol desen, ait olmaktan haberim yok.
Sen ne zaman yazmak olsan,

Bütün kelimeler can atıyor kağıda dökülmek için
Ve ben hepsini yazıyorum hiçbirinin hatırı kalmasın diye.
Sonradan farkediyorum ki bir düşe düşmüşüz yine.
Bu hikaye uzar gider .
Her yeni doğan bebekle birlikte.
Her yeni doğan bebeğin ağlamasında,

Anne kucağında karşılaştığı gülücükle.