Kendimden kaçıyorum ben. Senden ayrı düştüğümü anladığımdan beri senden değil benden kaçıyorum. Ne zaman biz onca savrulduk dersin sevdiğim? Seninle yaşadığımız bin bahar bir kışla unutulup gidecek miydi? Değmiyor muydu tarifsiz bir aşkla gözlerimiz birbirine yaşadığımız bütün ayrılıkların sonunda? Dua mı diyorsun sen ayrılığımıza, kader mi diyorsun? Biz ayırmadık mı bizi bizden? Bir sen, bir sen derken, bir benden olunca yerle bir olan gönüllerimizi nihayetinde biz susturmadık mı zorla? Gitme demediğin, yapma demediğin, bütün ayaklanmalarıma bütün isyanlarıma bir tek kelimenle, bir tek kal işaretinle son verip yeter deyip kurtarsaydın bizi bundan daha kötü olmazdı değil mi? Senin yokluğun benim ömrümün belalısı. Birlikte geçireceğimiz günlerin iki dudağının arasında can verip gitmesi hangi nefret yazgının suçu? Hangi kaderden bahsediyorsun? Seninle uyuduğum akşamların sana varan sabahlarından kovup beni bu akşamlara salmasaydın ne olurdu söyle, söyle be sevgili? Dayanamıyorum artık. Yokluğun zehir. Her gün senden daha uzağa daha da tuzağa varan yollarda yürümekten yoruldum. Şimdi beni başkalarına yâr eyleyip beddualarla yollarını lanetlediğim ellerin koynuna mı yâr olacaksın sen de? Ve biz buna yazgı mı diyeceğiz söyle? Yıllar geçip giderken bizi unutacağız üstelik öyle mi? Alnıma kondurduğun buseleri, senin kıyafetlerinin içinde oyunlar türettiğim akşamları, pabuçlarının içine bıraktığım notları? Eve varır varmaz "hadi bakalım çay yapma vakti" dediğinde en lezzetli çayları birlikte yudumladığımızı? Kabuslarımdan irkildiğimde ben buradayım demeni, sarılmalarımızı? Bozuk paralarını çantama doldurup illaki gezmeye gitmek zorundaymışız gibi dışarı çıkıp kavga ederek eve döndüğümüz o akşamı? Krem rengi şapkamı? Okuduğumuz şiirleri? Hadi okuduklarımızı geçtim ya birbirimize yazdıklarımızı? Birbirimizden habersiz birbirimiz için kurduğumuz hayalleri? Seni, beni, birlikte uçurtma yapıp güleceğimiz geleceğimizi? Çocuklarımızı? Bahçende açan gelin duvaklarını aldığımız günü? Aç kaldığım o akşam yaptığım kaprisi? Avuçlarıma yağmur biriktirdiğim yolculuklarımızı? Yazımızı, kışımızı, deniz kenarında koşturduğum anlarda beni seyreden seni, şımarık beni? Hepsini ama hepsini unutup başka hayatlara sokulmaya devam edeceğiz öyle mi? Şimdi gözlerimin önünde yerle bir olan düğünümüz, birden bastıran yağmurla çamurlara karışan gelinliğim, papatyalardan örülmüş tacım sırılsıklam olup giderken kayıp duvağımı nereden bulacağım ben?
28 Ocak 2010 Perşembe
23 Ocak 2010 Cumartesi
GÖNÜLLÜ AYRILIK
Gönüllü yalnızlık
Gönüllü pişmanlık doğuruyor
Gönüllü yalana düşenlerde
20 Ocak 2010 Çarşamba
HUDUTSUZ " HAYDUT"
Seni sevme arifesinde
Kaç kişinin kıyamet günü geldi dersin
Kaç kişinin kıyamet günü geldi dersin
Yine çetele tutma vakti gönlümün
Gelecek mi diye çizikler atma vakti günlere
Neden gittiğini bile bile
Geri gelsin diye bütün inandıklarımı seferber eyleme vakti
Ne uzun bu vakit denen kavram söz konusu beklemek olunca
Ve ne kadar kısa istediğine kavuştuğunda
Beni bekle bile demedi oysa
Gidiyorum demeyen biri için zor olurdu elbette
Yas tutmayı mı seviyorum ben?
Kendime acıyarak yaşamak hoşuma mı gidiyor?
Ben hudut bilmeyen bir aşkla bağlıyken ona
Nereye gitti o haydut?
Başka bir aşk denir mi bu kaçışa?
Yine mi bu yalnızlık salatası düştü benim payıma?
Hep bir aşk diyeti
Hep kalp kitle endeksim fazla çıkıyor sahip olduğum yazgıya
Nereye saklanmalı bu defa?
Sorularla baş başa kalmaktan mı yoruldum?
Cevap bulamamaktan mı?
Kim siliyor gözün yaşını sele ortak eden mi?
Yeni bir el mi aramalı yoksa?
18 Ocak 2010 Pazartesi
MAVİ ÇİÇEK "RÜYA"
Camı karanlık bir boşluğa açılıyor
Yüklüğünde yorganlar naftalinlenmiş
Ama ne fayda küf kokuyor ortalık
Daracık bir oda üstelik bu arka oda
Yerde halısı yok.
Çıplak betona değiyor ayaklarım.
Tek kişilik bir yatak yerleştirilmiş kapının tam karşısına
Yastığına değdiği anda başım içimi yakıyor soğuk.
Plastik bir sürahinin içinde
Berraklığını yitirmiş kokuşmuş suya takılıyor gözlerim.
Elimdeki muma püf yapıyorum.
Tak tak tak!
Anlayamıyorum ilk önce rüya mı görüyorum derken
Anlıyorum sabah olmuş
Ses kesiliyor.
Gitti sanıyorum.
Tak tak tak!
Kahvaltı vakti.
Birkaç günlük bir dilim ekmek, biraz peynir
İçinde çilek olmayan çilek reçeli, birkaç zeytin
Hâlâ su kokan bir bardak çay
Teşekkür ediyorum.
Bir çerçeveye takılıyor gözlerim.
Yatakla duvar arasındaki boşluğa zar zor sıkıştırılmış gibi
Merakla eğilip alıyorum.
Yüzümle karşılaşıyorum belli belirsiz.
Parmağımla bir çizik atıyorum.
Sonra çoklaşıyor parmak izlerim.
Derin derin nefes almaya başlıyorum
Ve bir yudum çay
Niçin duvarda asılı değil ki bu?
Derken sualsiz giriyor içeri
Ela gözleri tarihe mâl olmuş bir kahraman edasıyla
Ben hep uzaktan bakmaya adanmış gözlerimin buğusundan
Titremeye başlayan ellerimden, kuruyup kalan boğazımdan muzdarip
Şaşkın, kederli, hatırlamaya başlıyorum
Neden buradayım?
Bir sonbahar akşamı, ılık öyle güzel yazdan armağan
Geceyi günle yarıştıyor gülümsemesi
Telefon düşmüyor elimden
Bir o yazıyor
Bir ben
Kanatlarını okşuyorum gönlümün
Okuyorum satırlarını aşkla
Yüklüğünde yorganlar naftalinlenmiş
Ama ne fayda küf kokuyor ortalık
Daracık bir oda üstelik bu arka oda
Yerde halısı yok.
Çıplak betona değiyor ayaklarım.
Tek kişilik bir yatak yerleştirilmiş kapının tam karşısına
Yastığına değdiği anda başım içimi yakıyor soğuk.
Plastik bir sürahinin içinde
Berraklığını yitirmiş kokuşmuş suya takılıyor gözlerim.
Elimdeki muma püf yapıyorum.
Tak tak tak!
Anlayamıyorum ilk önce rüya mı görüyorum derken
Anlıyorum sabah olmuş
Ses kesiliyor.
Gitti sanıyorum.
Tak tak tak!
Kahvaltı vakti.
Birkaç günlük bir dilim ekmek, biraz peynir
İçinde çilek olmayan çilek reçeli, birkaç zeytin
Hâlâ su kokan bir bardak çay
Teşekkür ediyorum.
Bir çerçeveye takılıyor gözlerim.
Yatakla duvar arasındaki boşluğa zar zor sıkıştırılmış gibi
Merakla eğilip alıyorum.
Yüzümle karşılaşıyorum belli belirsiz.
Parmağımla bir çizik atıyorum.
Sonra çoklaşıyor parmak izlerim.
Derin derin nefes almaya başlıyorum
Ve bir yudum çay
Niçin duvarda asılı değil ki bu?
Derken sualsiz giriyor içeri
Ela gözleri tarihe mâl olmuş bir kahraman edasıyla
Ben hep uzaktan bakmaya adanmış gözlerimin buğusundan
Titremeye başlayan ellerimden, kuruyup kalan boğazımdan muzdarip
Şaşkın, kederli, hatırlamaya başlıyorum
Neden buradayım?
Bir sonbahar akşamı, ılık öyle güzel yazdan armağan
Geceyi günle yarıştıyor gülümsemesi
Telefon düşmüyor elimden
Bir o yazıyor
Bir ben
Kanatlarını okşuyorum gönlümün
Okuyorum satırlarını aşkla
Diyor ki: O kadar saf değilim mavi çiçek
Ateşi yakmaya deli cesaretin yetmeyecek
Cesaretsizliğin belki de ateşi hiç yanmadan söndürecek
Karanlık geceleri aydınlatmaya çok çaba gerekecek
Kıvrılıyor dudaklarım
Ateşi yakmaya deli cesaretin yetmeyecek
Cesaretsizliğin belki de ateşi hiç yanmadan söndürecek
Karanlık geceleri aydınlatmaya çok çaba gerekecek
Kıvrılıyor dudaklarım
Sevinçle karalıyorum satırları
Sanmam zor olsun yakmak bu ateşi
Gördüğüm kıvılcım bana kafi demek ki
Sen oyalama gönlünü karanlık gecelerle
Aydınlık günler bekle geleceğiz birlikte
Başlıyor hikayemiz
Bir eylül akşamı
Adımlar atıyoruz birbirimize
Ne günler o günler
Kaldırıyor olduğum yerden
Gördüğüm kıvılcım bana kafi demek ki
Sen oyalama gönlünü karanlık gecelerle
Aydınlık günler bekle geleceğiz birlikte
Başlıyor hikayemiz
Bir eylül akşamı
Adımlar atıyoruz birbirimize
Ne günler o günler
Kaldırıyor olduğum yerden
Dingin yüreğimin fitilini ateşliyor
Ben varım diyor gözleri her değdiğinde solgun yüzüme
Utanıyorum uzun uzun bakmaya
Ben varım diyor gözleri her değdiğinde solgun yüzüme
Utanıyorum uzun uzun bakmaya
Kelimelerin sonunu getiremiyorum çoğunlukla
Hayranı oluyorum şen sesinin
Müptela oluyorum ışığına
Bir gün görmesem ikinciye kokusu sarıyor etrafımı
Onsuz bir an olamaz artık diyorum
Düşümde o peşinde ben
Hayranı oluyorum şen sesinin
Müptela oluyorum ışığına
Bir gün görmesem ikinciye kokusu sarıyor etrafımı
Onsuz bir an olamaz artık diyorum
Düşümde o peşinde ben
Yanımda o dilinde ben
Ayları deviriyoruz
Derken
Uyanma vakti erken geliyor
Kış günü sobasız bir evde uyanmanın ne demek olduğunu bilenler
Bilirler bu uyanma işi ne eziyettir
En beter kış günüme uyanıyorum
Vaveylan eyliyorum dilimden çıkan her sözcüğü
Boğuluyorum daralan yüreğimin sancısından
Sus diye inliyorum
Ayları deviriyoruz
Derken
Uyanma vakti erken geliyor
Kış günü sobasız bir evde uyanmanın ne demek olduğunu bilenler
Bilirler bu uyanma işi ne eziyettir
En beter kış günüme uyanıyorum
Vaveylan eyliyorum dilimden çıkan her sözcüğü
Boğuluyorum daralan yüreğimin sancısından
Sus diye inliyorum
Duyan kim!
Saçlarımı satmış, ellerim nasır, dilim küfür kıyamet
Seviyordu beni, ben seviyordum onu
Nereden çıktı bu ihanet?
Kanına kim girdi?
Kim çaldı benden seni?
Diye diye varıyorum gerçeğe
Her deliği benim için yapılmış sanıyorum
Kuyruğuma teneke de bağlıyorum üstelik sığamadığım yerlerde
Böyleyim diyor
Saçlarımı satmış, ellerim nasır, dilim küfür kıyamet
Seviyordu beni, ben seviyordum onu
Nereden çıktı bu ihanet?
Kanına kim girdi?
Kim çaldı benden seni?
Diye diye varıyorum gerçeğe
Her deliği benim için yapılmış sanıyorum
Kuyruğuma teneke de bağlıyorum üstelik sığamadığım yerlerde
Böyleyim diyor
Sevemem sadece seni
Kocaman bir yüreğim var benim seninle boş bırakamam diyor
Doluyorum taşıyorum
Tekrar tekrar bağrıma basıyorum o geniş yüreği
Olmuyor
Başa sarıyorum
Yaza varıyoruz
Hüzünlü
Yüreğim düşüyor ayaklarımızın üzerine bir akşam
Geceye yakın
Önce yine o basıyor üzerine
Kocaman bir yüreğim var benim seninle boş bırakamam diyor
Doluyorum taşıyorum
Tekrar tekrar bağrıma basıyorum o geniş yüreği
Olmuyor
Başa sarıyorum
Yaza varıyoruz
Hüzünlü
Yüreğim düşüyor ayaklarımızın üzerine bir akşam
Geceye yakın
Önce yine o basıyor üzerine
Sonra ben eğilip kaldırmak yerine eziyorum
Öldürüyorum
Gık diyemiyor artık
O günden beri bu odada yaşıyorum
Yüreğimin orta yeri hoş geldin
Gık diyemiyor artık
O günden beri bu odada yaşıyorum
Yüreğimin orta yeri hoş geldin
Arka odayı sana bırakıyorum.
Etiketler:
sana bakıyorum.,
şimdi arka odadayım ben,
Yüreğimin orta yeri
7 Ocak 2010 Perşembe
DERME ÇATMA "SEVMECE"
Işığından mahrum eziyet karanlıkları çek al üzerimden
Sensiz düşüp düşüp kalkma çabalarım da işe yaramıyor artık
Gülüşlerim eskidi
Sensiz düşüp düşüp kalkma çabalarım da işe yaramıyor artık
Gülüşlerim eskidi
Yüzüm de soluyor üstelik
Bugün, evet bugün gelecek umudum yerle bir oldukça her gece zehir
Bugün, evet bugün gelecek umudum yerle bir oldukça her gece zehir
Her gece ölüme ortak yüreğim sen diye diriliyor sabahlara
Kamburu çıkmış avazım bile dilime düşman
Ah benim imkansız hikayem
Sana dönüp duruyorum sefaletimin gölgesinde
Kıymıklarını bile senden bir parça olduğu için bağrıma basıyorum
Hakkın yok sevdiğim böyle hakkıma haksızlık etmeye
Kimselere bahsedemiyorum ya senden
Hani bahsedecek olsam korkuyorum ya
O artık seni unuttu demelerinden
Susuyorum
Seninle geçen günlerin ardından yokluğunda karşıma çıkan
O deli, o akıl almaz saçmalıkların sahibi olup çıkan ben
Bitti, bak ben geldim diyeceğin güne kadar
Seni bekleyerek geçireceğim yine günleri
Belki bugün değil
Kamburu çıkmış avazım bile dilime düşman
Ah benim imkansız hikayem
Sana dönüp duruyorum sefaletimin gölgesinde
Kıymıklarını bile senden bir parça olduğu için bağrıma basıyorum
Hakkın yok sevdiğim böyle hakkıma haksızlık etmeye
Kimselere bahsedemiyorum ya senden
Hani bahsedecek olsam korkuyorum ya
O artık seni unuttu demelerinden
Susuyorum
Seninle geçen günlerin ardından yokluğunda karşıma çıkan
O deli, o akıl almaz saçmalıkların sahibi olup çıkan ben
Bitti, bak ben geldim diyeceğin güne kadar
Seni bekleyerek geçireceğim yine günleri
Belki bugün değil
Yarın değil belki
Ama geleceksin
Bu kimsesiz geceler son bulacak koynunda
Gözlerimi yakan islerinden kör olmadan
Kaybetmeden seni sevmemi
Söndür yalan alevleri
Gel artık
Ama geleceksin
Bu kimsesiz geceler son bulacak koynunda
Gözlerimi yakan islerinden kör olmadan
Kaybetmeden seni sevmemi
Söndür yalan alevleri
Gel artık
Kaydol:
Yorumlar (Atom)