31 Ağustos 2009 Pazartesi

ZERZEVATÇI

Tebeşiri alıp elime çizmeye başlıyorum
Birler, ikiler, üçler...
Çok sakin  bugün sokak
Kimseler görünmüyor  ortalıklarda
Oyun arkadaşlarıma sesleniyorum
İçimden çıkmıyor sesim.
Dörtler, beşler, altılar...
Ayşe geçiyor yanımdan korkuyorum
Büyümüş kocaman kız olmuş
Eyvah evlenmiş!!!
Ayağımdaki takunyalara bakıyorum
Zerzevatçı peşinde koşturmak için 
Özenle yapılmışlar sanki
Bakıyorum 
Birde ne göreyim
Ayaklarım büyümüş!
Ellerimi kim çalmış?
Puantiyeli eteğim nerede?
Saçlarımın örgüsünü çözmüş biri
Bir koşu gidip anneme haber vermeliyim.
Anne! Anne! Anne!!!
Açılmıyor kapı.
Zile yetmezdi boyum hayret ulaşabiliyorum.
Cebimde bir şıngırtı.
Bu nasıl olur?
Anahtarlar bende
Ve kapıyı açabiliyorum.
Eşyalarımızı çalmışlar
İmdat! Soyulmuşuz.
Belki de bu ev bizim değil derken
Babam giriyor içeri.
Bakıyor uzun uzun.
Hiçbir şey söylemiyor.
Bu eşyalar kimin diyorum
Nerede bizimkiler?
Susuyor.
Rüzgar uçuşturuyor tülleri
Dışarıyı görebiliyorum.
Emine çıkıyor balkona
Yanında iki çocuk  anne diyorlar ona
Babama bakıyorum. 
Susuyor.
Yüzünde garip bir hal var
Çizik çizik olmuş
Kavga mı ettin diyorum
Hani arkadaşlarınla falan?
Sarılıyor.
Annem geliyor nihayet.
Ama saçlarına ne olmuş?
Kim boyamış bu renge?
Yaşlı görünüyor.
Anne diyorum. Ağlıyor.
Odama gitmek istiyorum.
Hayır yok! Odam kayıp.
Tutuyor elimden yatırıyor kocaman bir yatağa.
Anne neler oluyor söyle diyorum?
Ağlıyor.
Başucumda parfüm şişeleri, çerçevelerde fotoğraflar.
Evet bu benim.
Yaşasın bu benim.
Ama bu kim?
Bana benziyor.
Alıyorum elime, bakıyorum.
Silgi kokmuyor odam.
Pabuçlarım büyümüş
İçimde bir cinayet çığlığı
Koşturup duruyor insanlar.
Simit alalım mı Fatma?
-Ben iki tane alacağım.
Neden?
-Çünkü çok acıktım.
-Büyüyünce de simitçi olacağım.
Yediler, sekizler.
Gözümde bir karanlık.
Dilimde ezilmiş kelimeler.
Zerzevatçı geldi. 
Zerzevatçı.
Bana bir kilo üzüm lütfen.
En küçüklerinden.

22 Ağustos 2009 Cumartesi

GÖNÜL RÜYASI

Bir sabah uyandığımda sen olmalısın yanımda.
Yüzünün kıvrımlarında kaybolmalı karanlık.
Bir şimşek çakmalı gözlerinden.
Bin alev almalı ortalık gülüşünle.
Bir sabah uyandığımda sen olmalısın yanımda.
Günaydın demelisin mahmur mahmur.
Bir öpücük konmalı yanağıma.
Göğsünde hissetmelisin kalbimin atışını.
Sarılmalıyım sımsıkı varlığına.
Bir sabah uyandığımda sen olmalısın yanımda.
Sabah haberlerini dinlemeli birlikte.
Ben sarılırken hep aynı gazeteme,
Tutmalısın elimden düşmeliyiz yollara.
Bir sabah uyandığımda sen olmalısın yanımda.
Kuşlara eşlik etmeli şen sesin.
Uyanın sabah oldu demeliyiz onlara.
Konu komşu hiddetle kapatırken camlarını
Basmalıyız kahkahayı, kaçmalıyız bu yerden.
Bir sabah uyandığımda sen olmalısın yanımda.
Çiçekli pijamalarımı çıkarmadan üstümden
Hadi demelisin miskin uyan.
Simit almalıyız şu üst fırından.
Denize nazır bir banka kadar koşmalıyız.
Bir sabah uyandığımda sen olmalısın yanımda.
Korkulu rüyaların etkisiyle irkildiğimde
Buradayım demelisin.
Ağlarsam ara sıra, kovmalısın öcüleri yanı başımdan. 
Kıvrılmalıyım koynuna.
Bir sabah uyandığımda sen olmalısın yanımda.
Şarkılar söylemeliyiz birlikte güle oynaya.
Kuşlara yem vermeli Eyüp'te otobüse binmeli
Herkese günaydın demeliyiz.
Günaydın hayata.
Bir sabah uyandığımda sen olmalısın yanımda.

20 Ağustos 2009 Perşembe

YOLUN SONUNDA BEN ÖLDÜM O ŞARKILAR SÖYLEMEYE DEVAM ETTİ

Ben geçtiğimiz yollarda devrilen direkleri sayardım.
O ise yanımızdan geçip giden arabaları.
Direkler devrilirdi üzerime.
O şarkılar söylerdi.
Uzun yolculuklarımız oldu.
Güle oynaya geçen günlerimiz.
İçinde kavgalar, sitemler biriktirdik.
Ben en son direğin altından kurtarmaya çalışırken kendimi
Nasıl olduysa fark etti nihayet.
Elini uzattı.
Ah tatlım dedi.
Neden haber vermiyorsun?
Neyi diye sordum?
Farkında değil misin dedi üzerine devrilmiş direğin?
Hayır dedim. Gerçekten öyle mi?
Şaşkınlıkla neyin var dedi?
Kapattım gözlerimi yutkundum son kez.
Ağladı.
Gitme dedi.
Kalmak istedim.
Dokundum ellerine.
Sarıldım belli belirsiz.
Güldü.
Derin bir nefes aldı.
Öldüm.

18 Ağustos 2009 Salı

SEVİYORUM SENİ

Kanatlarımı açtım göğün üstüne
Bulutları geçtim gözlerinin ışığında
Kimsesizlerin düşlerine konuk oldum.
Aşkı fısıldadım.
Sana her adımda büyüdü kelimeler.
Gönlüm mesken edindi sarayını kendine
Adını sevdim. Anlamını sevdim.
Öyle birden sevmelerin yoldaşı değildim ya
Seni pat diye birden sevdim.
Günleri umutla doldurdum
Geceler uzamasın diye.
Ve bu gece karanlığa meydan okuyorum.
Seni seviyorum diye diye.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

KEMAL ' İN YERİ CYPRUS

Büyülü zamanlar. Söylenecek en doğru kelimelerden biridir herhalde "Kemalin Yeri" için. Büyülü olduğuna karar verme nedenimse çok basit. Daha otoparkında yürümeye başladığınızda içinizde oluşan heyecana engel olamıyorsunuz. Ve sizi güler yüzle karşılayan Hasan Beyi gördükten, kayınvalidesi ile ilgili esprilerinin ucundan tuttuktan, güzel sesiyle şarkıları yorumlarken dinledikten, birbirinden lezzetli kebaplarından tattıktan sonra ( Aslında uzman oldukları bir alan daha var. Dünyaya nam salmışlar bu konuda: BALIK. Fakat ben balık yemekten aciz bir fındık kız olduğum için anlaşıldığı üzere tadına bakmadım ama kalamar yedim mi? Yedim. Nasıldı? Süper.) mümkün değil kendinize gelemiyorsunuz. Direkt sordum  burada büyü mü var? Kocaman bir kahkaha attı Hasan Bey, evet dedi. Öyle güzel konuklarımız oluyor ki onların enerjisiyle burada oluşan şey büyü ise burası büyülü. Hafta sonu ani bir kararla fellik fellik bilet aradım ve buldum. Soluğu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde aldım. Uzunca bir süre pasaport kuyruğunda beklemiş olsam da geçirdiğim o muhteşem iki günden sonra diyorum ki otuz sekiz saat beklemem gerekirse beklerim doğrusu:) Kıbrıs'ın güler yüzlü insanlarına, Sayın Hasan ULUEL' e ve iki gün boyunca beni yalnız bırakmayan, eğleneyim diye elinden geleni yapan köle :) Emre AĞAOĞLU' na teşekkür ediyorum. İstanbul'dan Magosa'ya sevgiler.

5 Ağustos 2009 Çarşamba

PASLI ÇEKİÇ

Fenerbahçe'de bir akşam üstü
Deniz sakin.
Yayalar mutlu.
Garsona açık çok açık bir çay siparişi veriyor
Yüzünde eskiden kalma bir alışkanlıkla
Kıvrımlarında dans eden gülümseyişine eşlik ediyor
Aklına düşüveren bir yol
Gidişine alınmış bir bileti erteleyip duran yolcu
Kadın.
Dalgın.
Dinlemiş bütün hikayeyi
Kederinden kuduracak sanıyor denizi
Deniz sakin.
Yayalar mutlu.
İleride bir ağaç gölgesinin altında
Yaprakların hışırtısından uyanan sokak kedisi
Sıcaktan bunalmış patilerine eğiyor başını
Gözleri ışık, gözleri tuzak, gözleri kaygı dolu.
Masada bir kadın.
Gittikçe silinen bir bedene uzatıyor elini.
Deniz sakin.
Yayalar mutlu.
Neden diyor içinden geçen
Sağına soluna saklanmış bütün köşeleri yalnızlığın
Başa çıkılmaz bu saklambaç oyunu?
Kadın.
Yitik.
Küllerini savuran
Kangren olmuş bir eli bastırıyor yüreğine yürek niyetine.
Karıncalar geziniyor kuru çimlerde
Yuvaları uzak, yuvaları hüzün, yuvaları yıkık.
Masada bir kadın.
En yakın arkadaşın dilinde küfre bulanmış adını heceliyor
Biraz daha sabredemedi diye
Başı sonu eziyet, başı sonu leke, başı sonu zulüm.
Olsun diyor içinden suçlusun sen.
Kederinden kuduracak sanıyor denizi
Deniz sakin.
Yayalar mutlu.
Kadın.
Ağlıyor.
Hesap sorduğu için diğerlerinden
Dillendirdiği için gerçekleri
Kafa tutulmaz bir ihanete kucak açtığı için 
Değiyor sol tarafından yüzüne, yüreğine adamın eli.
Her anı utanç, her anı ah, her anı ölüm.
Masada bir kadın.
Kederinden kuduracak sanıyor denizi
Deniz sakin.
Yayalar mutlu.
Karşısında,  yolunu gözleyen aşklara dönük
Satırları sığdırmaya çalışıyor yüreğine
Bir iki hediye
Bir sarılışla ertesi günü bekler mi bilmeden
Hadi git diyor kadın
Çıkarıyor elvedasını olduğu yerden.
Hadi git diğerine.
Masada bir kadın.
Kederinden kuduracak sanıyor denizi
Deniz sakin.
Yayalar mutlu.
Siliniyor bütün sabahlar
Fenerbahçe'de bir akşam üstü.

19 Haziran 2009 Cuma

PAPATYA DÜŞÜ

Bir sürü zaman gerek 
Yarıda bıraktığım sözcükleri tamamlamak için.
Zaman gerek sevgili dudağımdan izini
Ellerime sinmiş kokunu unutmak için.
Öğle sıcağının altında 
Yeni hayallerle yola çıkmak için.
Karşı kıyıda kalan papatyaları
Saçlarıma takmak için.
Zaman gerek sevgili.

Her yaz günü düşüm böyle değil inan ki
Hep kırlarda dolaşmıyorum bilesin.
Bazen yalın ayak koşturduğum caddeler,
Bazen tığ topuk yürüdüğüm toprak yollar oluyor.
Afili gülümseyişler takınıyorum yüzüme.
Çapkın bakışlar atıyorum tanımadık yüzlere.
Bir yaz günü hayali kurmayı unuttuğum da oluyor.
Kar altında çiçek ektiğim de 

Zaman gerek sevgili.
Bütün yalnızlara.
Kendi adımdan başka bir ada tutunup kalmak için.
Yatak altı tozları silmek için bir çırpıda.
Fare tuzakları kurulmuş köşelerin
Bir türlü gelmeyen konuklarına
İşte yakaladım seni diyebilmek için.

Markası ne olursa olsun.
Hepsinden aynı tadı alabilen nadir insan modunda
Bir sigara daha yakıp efkarlanacağım.
Öhö nöbetlerine tutularak ve gerçekten garip bir keyifle içtiğim
Bilmem bu sondan önce kaçıncı sigara olacak.
Ama söz veriyorum bu işi kökünden halledeceğim.
Yani içmeyeceğim şu mereti.

Zaman gerek sevgili.
Otuz sekiz hayalden birine ulaşmak için.
Kaplumbağa hızında tavşanı geçmek için.
Yaşasın bugün yine harika ve sen beni seviyorsun ne güzel.
Ne güzel bir aşksın sen diyebilmek için
Zaman gerek sevgili.

Üst kat komşumuzun oğlu yine iş başında
Yani talan ediyor ortalığı.
Belediye işçilerinin çıkardığı ses hiç kalıyor
Onun susmak bilmeyen haylaz sesi yanında.
Çıkıp balkona, koysam elimi belime
Ağır abla sesimi de alıp yanıma
Bana bak çocuk, yeter desem mi acaba?
Yok yok! Yemin ediyorum kırar camları
Annesi üst kattan balkonuma silkeler pis halılarını
Vazgeçtim. Bu düşünce zararlı bana.
En iyisi giyinip çıkmalı evden.
Oh nihayet geldi aklım başıma.

Zaman gerek sevgili.
Kırılgan düşlerimde ayakta kalabilmen için
Yürüdüğün yollarda elinden tutmam için
Gidersen unuturum her şeyi
Ama dedim ya zaman gerek unutmak için.

30 Mayıs 2009 Cumartesi

ZİYAN

Kapısı penceresi kırılmış
Çatısı uçmuş rüzgarda evimin.
Dört duvar arası yalnızlıktayım.
Ne zaman kalabalığa karışsam siliniyor izlerin.
Kimsenin gönlüne düşemiyorum bir türlü.
Yapamıyorum sen gibi sevmeyi.
Öğrenmeye çalıştım bak olmuyor.
Bir göz süzüşüyle yıkılıyor geride kalanlar.
Dilimde aynı dua yine yakarışlar sana çıkıyor.
Bahar diyorum bin inatla gözlerine
İlla ki ışığından beslenmeliyim.
Bu inat dar kafesinde eziyor yüreğimi
Yüreğine sevda olma niyetinde.
Ne zaman biri sevse beni  biraz unutuyorum seni.
Her güne adınla başlıyorum.
Besmele gibi.
Tanrıya seninle sığınıyorum ben.
Günah bir sevmekse bu aşkın her zerresi
Ateşinde yanmak için ilk sırada beklediğimi bilerek.
Ne zaman gece oluyor sen geliyorsun yastığıma.
Ve her sabah güneş biraz unutturuyor seni.
Telli duvaklı gelinin oluyorum bir yaz akşamı
Bir kır düğünü mutlaka bizimkisi.
Biraz harabe görünümünde
Fazlaca çiçek böcek eşliğinde.
Ne zaman tutuyorsun elimden
İşte o zaman unutuyorum ben seni.
Kavgalar ediyorum senden habersiz.
Saçlarımdan kavrıyor arsızın biri
Defol git diyorum sana duyurmadan.
Ne zaman bir kavgaya karışsam ziyan oluyoruz biz.
Her ziyanda biraz unutuyorum seni.
Yeni arkadaşlar edindim şu son bir kaç ayda
Bol bol güldüm inkar edemem.
Hatta sevdim bazılarını  kimini çokça galiba.
Her masada biraz sigara dumanı
Dudağımdan bir iz bırakıyorum küllükte.
Biraz da senden harcıyorum.
Unutuyorum seni her iç çekişte.
Biliyorsun karar verdi küçük kız
Evlenip gidecekmiş uzak yerlere.
Gözlerime bakıp ben de diyorsun.
Gideceğim buralardan haberin olsun.
Gitme diyorum biraz muzipçe
Yalnızlığından ayırma beni.
Ne zaman gözlerim doluyor yokluğunla
İşte o zaman biraz unutuyorum seni.
Denize nazır düşlerimizden birinde
Baloncuklarım geliyor aklıma.
Bir türlü karışıp gidemedi güneşe
Kahkahamla tebessüm edişini göremedim.
Yaramazlık yapan çocuklar gibi
Yorgun düşüp, koşup gelemedim dizlerine.
Ne zaman kanasa yüreğim biraz unutuyorum seni.
Ya ben duymuyorum çok uzun zamandır.
Ya sen konuşmayı unuttun.
İkisi de olabilir mümkündür sevgili.
Sadece geriye kalan kör olma ihtimali biraz ürkütüyor beni.

27 Mayıs 2009 Çarşamba

SÖZ SEVGİLİM GELECEĞİM

İçimiz parçalansın sevgilim.
Elimde garipliğin.
Tut elimden.
Geleceğim muhakkak.
Gece basmadan.
Gönlüne yarasalar yuva kurmadan.
Birlikte çiçekler dikeceğiz bahçemize.
Uçurtmalar yapacağız çocuklarımıza.
Hele dinsin şu fırtına.
Hele değişsin mevsim.
Bekle ne olur.
Bekle sevgilim geleceğim.
Temelinden yıkıp ayrılığın inadını
Resti çekeceğim yazgımıza.
Yok!
Yalnız kalmayacaksın.
Bırakıyorum kokumu
Gülüşümü sakladım geçtiğin yollara.
Ne zaman istersen senin ellerim.
Geleceğim sevgilim.
Söz. Sen dara düşmeden.
Dudakların ne zaman ah edecek olsa
Geleceğim aşkımızın mührüyle.
Susturacağım feryadını.
Söz sevgilim geleceğim.
Kavgamız bitsin hele
Düşman çekilsin kıyılarımızdan.
Dinsin yürek sancımız.
Sus. Ağlama ne olur.
Söz sevgilim.
Söz geleceğim.

24 Mayıs 2009 Pazar

YEDİ CÜCELER MERAK ETMEYİN BENİ

Işığında aralandı gözlerimin ağır kapısı.
Tutkunu olduğu sefaletlerden nefret etti birden.
Işığın gecenin içinde yankılanan 
O ürküten sessizliğin çılgın hakimiyetinde
Derin bir nefes daha aldırdı.
Aynı yolu, kaldırımı ve aynı evlerin kirli camlarını
Nefesinin kuvvetinde seyre dalarken
Aradaki yedi farkı hemen gördüğüm için ben şaşkın
Sen olan bitenden habersiz memnun.
Geride bırakılan bir hikaye...
Yeni başlayan bir öykü...
İki kalp arasına sıkıştırılmış bir not.
Basit bir oyunun son sahnesinde
Son oyununu oynayan rol arkadaşıma eğilip selam verdim.
Işığın.
Sahne.
İşte ışığım!
Çayımı yudumlarken keyifle.
Hiç susmasın bu ses
Bu büyü.
Büyü içimde.

15 Mayıs 2009 Cuma

ÖZLEYECEĞİM SENİ

Hiç sırası değildi.
Susuyordum, kelimelerine sığınıp
İyice saçmalıyor ayrılık.
Ne git diyebiliyorum ne de kal.
Sana bırakıyorum düşleri
Nasıl istersen öyle olsun artık.

10 Mayıs 2009 Pazar

BİRAZ DA SEN

Biraz da senden bahsetmek istiyorum ben
Gün gibi karşılayan yollarımı
Ellerinden bahsetmek istiyorum.
Gülüşünün aksi geliyor çalıyor kapımı.
Yarıda kaldığını düşündüğün zamanların
Yarınına köprüler kurmandan mesela
Bahsi geçtiğinde adının yeni yeni dostlarla
İçimde saklanan kurtcuğun büyümesinden
Senden bahsetmeli biraz da 
Sesinle yıkılan boş şehirlerin
İçinden çıkıp koşarak sana gelme isteğimden
Her adımda biraz daha sana varan
Bende kalan düşlerinden uyandırmadan
Yeni rüyalara açılan kapılardan mesela
Biraz senden biraz benden
Ama en çok senden bahsedelim olur mu?

8 Mayıs 2009 Cuma

BİR VAPUR İSKELESİ ÖNÜ HİKAYESİ

Kimsenin elinde değildi.
Oyuncaklar saklanmıştı kutusuna.
Öyle ağlamakla işi olmazdı.
Ya gülerdi deli, zehir bakışında kıvrımlarla
Ya susardı feryat figan.
Bir akşamüstü, yaza merhaba telaşında
Sakin, sorgusuz adımlar attık.
Ve kıyametin taşını oynattık yerinden.
Usulca.

Bir vapur iskelesi; ufak, gösterişsiz.
Ama açılıyor onun da kapısı nihayet aynı denize.
İçinde sorular dolu iki kayık
Niyetçinin önünde.

Pamuk şekeri ellerimde
Pamuk.
Pembe.
Kiraz düşmüş dudaklarıma
O öyle söyledi.
İnandım bende.

29 Nisan 2009 Çarşamba

PENCEREMDE AŞK

Hep aynı saatte geliyorlar.
Önce aralarında çekinik bir mesafe.
Dudaklarını okumaya çalışıyorum.
Hayranlığım büyüyor.
Duvarında yazılar karşı binanın.
Yazın habercisi yaprakların
Üst yoldan gürültüyle geçen arabaların eşliğinde
Ben yığılan bulaşıkları arkamda bırakarak onları izlerken
Yaklaşıyorlar birbirlerine.
Etrafa göz atıyorum onlardan habersiz.
Olur da biri çıkıp bu aşka sınırlar koymaya çalışır diye
Ödüm kopuyor.
Evimin dağınıklığına takılıyorum ara sıra
Sonra boş ver diyorum.
Şimdi başka bir yerdeyiz.
Ne kirli sularda ne  yalan sözlerde kaybolan aklığımızı düşünmenin
Ne de akşamdan kalma dağınıklığa düzen bulma gayretiyle
Bu aşkı perdelemenin zamanı.
Birileri aciziyetlerinde öldürürken aşkı
Yeniden doğuşunu seyrediyorum ben.
İçimde solgun yapraklar uçuşuyor dallara
Tepesi karlı yürek kumsala dönüşüyor.
Kocaman hayatım küçülüyor gitgide
İrkilip kabusumdan düşüyorum aşklarının içine.
Henüz master yapmamış
Galiba gelecek kaygısı da taşımıyor.
Onlar geçinip gidiyorlar kendi evlerinde.
Kız çocuklarından bahsediyor neşeyle
Oğlan ona nasıl sahip çıkacağından.
Gözlerim doluyor belli belirsiz.
Utangaçlığım ele geçiriyor yaralarımı.
Kendi hikayemi iliştirmeye çalışıyorum kıyısından köşesinden.
Olmuyor.
Çünkü evimin önünde aşk liseye gidiyor.
En güzel şarkıları çalıyorum.
Duymalarını sağlamak için aralıyorum balkonun kapısını.
Gülümsüyorlar.
Gülüyorum.
Bu aşka hizmet etmenin verdiği huzurla 
Alıyorum boş saksımı camın önünden.
Hadi diyorum.
Ağla.
Gitme vakti geliyor aşkın buradan.
El sallıyorum. İki öpücük konuyor yüreğime.
Yarın yeniden diyorum.
Gözlerimin önünde aşk liseye gidiyor.
Aşk hep liseye gitsin istiyorum.

27 Nisan 2009 Pazartesi

İHANETİN DÜĞÜNÜ

Kesik ellerim.
Gözlerime yığılan zemheri.
Yazgısı bozuk. Dili tutuklu.
Uzanmış ihanetin koynuna. Arsız, yarınsız, çözümsüz.
Sırdaş bildiği karanlık yakmış kendi alevini.
Ne düşmüş uçurumdan  ne düşüşmüş karşılayan yollarını.
Satırlar paylaşılmış sevgiyle
Sevgimin üzerine beddualar yağmış meğer.
Bütün kelimelerimin kaçışmış anlamları.
Her kelime bir darbe  her darbe bir kelime doğurmuş.
Geceye teslim olan düşlerim
Leyla ile Mecnun rüyasında 
Kaç kez satılmış esir pazarında.
Soluduğum havadan çekerken hayatı ciğerlerine
Öyle bir hırsız ki soluğumu kesmiş.
Yine aynı hikaye.
Başı sargılı, ayağında zinciri bir deli kadın.
Sevmiş adamı. Adamın bütün kıyılarını.
Ne ihanetler yutmuş aşk niyetine.
Bir sabah uyanınca karşısında ihanet çırılçıplak.
Yürek savunmasız.
Yürek sessiz.
Yürek ölüm eşiğinde.
Boğazında bir yumru.
Ayağının altında güneş.
Gözlerinde okyanus.
Sabah sessiz başı önünde.
Çekilsin ayaklarımın altından yeryüzü.
Alıp gitsin başını şu gök tepemden.
Sussun sevdalılar artık konuşmasın.
Uyansın uyuyan dev uyuduğu masaldan.
Koynumda ihanet hiç uyumamış.

25 Nisan 2009 Cumartesi

ACİL ÇIKIŞI

Hoş geldin.
Hoş buldum.
Nasılsın?
İyi ya sen?
İyiyim ben de.
Gidelim mi?
Gidelim.
Hayır oradan değil.
Fark ettim.
Nereden gideceğiz?
İşte buradan.
Burası acil çıkışı.
Evet.
İstersen geri dönebilirsin.
Hayır.
Gidelim.
Tut elimden.
Sıkıca tut. Onun elini tutar gibi.
Nedir o yanında taşıdığın?
Oraya hiçbir şey götüremezsin.
Bunlar önemli değil aslında.
Ama götürmek istiyorum.
Olmaz götüremezsin.
Nereye bırakayım şimdi ben bunları?
Olduğu yere bırak. Sahipsizler anlaşılan.
Öyle.
Hadi oyalanma artık.
Arkana bakma sürekli.
Vedalaştım herkesle.
Sarıldım, öptüm, kokladım sevdiklerimi.
Belki
Belkisi kalmadı artık
Tekrarların hepsi bitti.
Hadi tut elimden sıkıca
Onun elini tutar gibi.
Gidelim.

7 Nisan 2009 Salı

BİTLİ YÜREK

Kıyasıya bir rekabet bu
Aklımın kapılarını zorlayan yüreğimin uğultusunda.
Yanlışı, yanılgısı bol. 
Acımtırak üçüncü sınıf tütün tadında.
Ezberimde unutmak üzere dizili kelimeler.
Cevap vermek için sırada bekleşen yabancılaştıklarım.
Soruyu tekrar etmemi isteyenler sorunu bilmeyenler.
Avrupa'dan Anadolu'ya göçümün tarihte önemi olmasa da
Talihle bir bağlantısı var ki sormayın.
Dik merdivenlerden bu yollara uçarak gelişim.
Geldiğim yerden bilmediğim şehirlere geçişim.
Cebimde bozuk para şıngırtıları.
Kimliğimle yazı tura oynayışım.
Kimliksiz kalanların yüreğine dilimi uzatışım.
Hep bu talihin işi.
İşini bilmeyenlerle yaren olmam da 

Aç bırakılmış tokluğumun topuğunda
Azrail'in şefkatli elleri dolaşıp dururken
Ertelemek, ertelemek, ertelemek.
Ertelenmekteyim.

25 Mart 2009 Çarşamba

YARA ÜZERİNE RESİM ÇİZEN RESSAM

Şehre akşam kucak açarken eğilmiş ressam
Yerde yatan kuşun tutmuş gagasından
Sadece kanadı kırılır kuşların sanıyormuş
Kuşu ölmüş görünce ayılmış ressam.
Bir iki sokaktan geçmiş hızlıca
Soluğu kesilmiş, dinlenmiş ressam.
Tak tak ayak sesleri duyunca birden
Bir köşeye gizlenmiş, izlemiş ressam.

İki dağ belirmiş gözü önünde
İki yanan volkan dizi dibinde
Yutkunmuş boğazında son tükürükle
Vurulmuş şaşkınlıkla bir dağa ressam.

Bir dağın eteğinde denizi varmış
Diğeri çoraktan beter çorakmış
Bir dağın üstünde yeşili varmış
Diğeri karadan daha karaymış
Bir dağın başında güneşi varmış
Diğeri kar boran hep karanlıkmış
Bir dağın içinde sevisi varmış
Diğeri kimsesiz çok da yalnızmış
Bir dağın elinde neşesi varmış
Diğeri eliyle yara kaparmış

Dili tutulmuş naçar ressamın
Fırçasında bahar açar ressamın
Ezilmiş büzülmüş kalmış ortada
Kaçacak hiç yeri yokmuş ressamın.

Düşünmüş taşınmış nereye varsam
Hangi dağa gitsem orada kalsam
Elindeki kuşu hatırlayınca
Yürümüş kar boran yaraya ressam.

Başını yaslamış dağın göğsüne
Uzanmış sabahı bulayım diye
Erkenden uyanıp çok da sessizce
Yarayı mezara çevirmiş ressam.

Dağ içli içli ağlar dururken
Yaşları rengarenk boyamış ressam.
Dağ kimsesiz yalnız uyurken
Bir ölü bir yaşar doğurmuş ressam.

Eh demiş artık ben gitmeliyim
Yaranı kapattım, yaşını sildim
Sana bir hayat bir ölü verdim
Hoşça kal derken düşünmüş ressam

Elinden fırçayı düşürmüş ressam.

24 Mart 2009 Salı

ÖLDÜĞÜM YERDEN BİLDİRİYORUM

Ölüm bir kalabalığın gürültüsünde
Merhaba dedi.
Hendeklerinden atlamak üzereyken.
Karşı kıyıya ulaşmaya ramak kalmışken.
Yeter dedi yaşama.
Gülüp eğlenmekteyken dostlarla.
Eşlik ederken kırk yıllık kahvemiz akşam sohbetlerimize.
Ölüm hain bir kahpenin elinde kalan son yalanıyla
Düştü fincanlarımızın ortasına.
Dona kalmış düşlerin kabusa uyanan gerçekliğinde vurulduk.
Yüzümüzde hatırda kalan son kıvrımlarımızla.
Sevinçler, hayaller, gülüşler... 
Ardı ardına yığılıp kalan kalpler.
Bir namerdin bulanık fikrinde can verdi umutlarımız.
Ne bir çığlık duydum düşenlerden, ne de bir ah.
Göz göze gelebildiğimiz bir kaçımız selamladık vedalaşırken birbirimizi.
Görüşmek üzere.
Damağımızda telvenin buruk tadı.
Ellerimizde son kez birbirine dokunabilmek için yersiz bir çaba.
Öldük dostlarım.
Bir kahpenin yalan sıcağında.

17 Mart 2009 Salı

ÇIKMAZ SOKAK

Sen sadece geleceğimi çalmadın benden.
Kimsesiz çocukların gülümseme umudunu.
Sabah güneşine yoldaş gözlerimin ışığını.
Yalnız sokak adamlarına uzatılan ellerimi.
Komşu kızının getirdiği tatlıları beğenme hevesimi.
Bayramlarda şeker toplamak üzere e
lime aldığım
Bir poşet içinde biriktirdiğim çocuk hikayelerimi.
Yeni cümleler kurma hevesimi.


Sen yarattığın depremden kurtulmak için 
Sarılırken başka bedenlere,
Elini uzatırken başka ellere,
Beni göçük altında bırakan ihanetinle
Ne haykıracak ses kaldı bende
Ne de kelime.
Son bir çabayla kurtulmak için ses verdiğimde
Sesimi duyan var mı diye?
Sen sustun öleceğimi bile bile.

Şimdi zafer nidalarıyla dolaş başka bedenlerde.
İzbe kuytularda erit yüreğini.
Adımı karaladığın notlarını yırt at.
Sana yazılmış ilanı aşkların büyüsüyle 
Yokuşundan in aşağılara.


Sokak taşlarının arasında sıkışıp kalan adımlarıma
Adını fısıldadım sessizce.
Her yerden aynı cevap geldi.
Yâr ihanet içinde.

Senin çamurlu ayaklarını yıkadığın su birikintisi
Gözyaşlarımdan oluştu.
Şimdi lekesiz adımlar atacağını sanarak 
Kirlenmiş yüreğine ortak ettiğin yarınlarımı çıkar at üzerinden.
Ve yine ihanet güldürsün yüzünün silik kıvrımlarını.
Güle oynaya bitirirken hasretinle yürek alışverişini
Sokaklarından geçerken gözlerinle süzdüğün bütün kadınları
Sırf alevinde yanarken çıkardığı sesi seviyorsun diye
Yine al, at, yak yüreğinde.
Yansınlar bırak.
Sırf sen bir anlık heveslerine kavuş diye.


Biriksin küllüğünde yine izmaritler.
Her defasında beni söndür tekrar tekrar.
Boğazına takılan öksürük nöbetleri ayırsın bizi 
Bırak ayırsın sonsuza kadar.
Nafile çabaların sancısında uykuya hasret gözlerin
Kapatırken perdelerini sıkı sıkı güneşe
Sırt çeviren diğerleri gibi
Kar yağacaktır elbette sevgisiz yüreğine.




12 Mart 2009 Perşembe

SİYAH MOR VE DİĞERLERİ

Ay geceden bunalmış
Güneş güne sırt çevirmiş meğer.
Velhasıl gökyüzü yere dikmiş gözlerini.
Ne yapsın koca derya küçülmek hevesinde?
Bir terslik var belli.
Dilimin ucunda dile gelmez kelimeler yitirdi harflerini.
Hoşça kal pembe, yeşil, kırmızı, mavi.
Kapattım aynı gördüğüm açtım aynı. 
Gözlerimin önünde bekleşip duruyorlar
Siyah , mor ve diğerleri.

5 Mart 2009 Perşembe

KALDIRIMLARDA

Kaldırımları mı yanlış yürümüştük?
Yoksa baştan sona hatalı mıydı sokaklar?
Parmaklarımın arasına sıkıştırdığım sigaram.
Bir adım ileri bir adım geri ne fark eder.
Aynı olmasa da adımlarımız
Yan yana yürürken aynı yollarda 
Unutuldu mu gülüşler ?
Senin parmakların değil miydi sımsıkı saran ellerimi?
Yalan mıydı sarılmalar  ayrılık yok dercesine?
Pek hayal de kurmazdık ki seninle 
Yıkıldı desek hayallerimiz.
Gerçekti yaşananlar.
Ve biz yalansız yaşadığımızı söylemez miydik?
Uzun zamandır görmediğim yüzünü
Fotoğraflarda anımsamak.
Olmuyor.
İsyanlara açılıyor yüreğim.
Sırf hayalin yetmiyor bazen.
Ne sevdamı görüyor.
Ne de yakarışlarımı duyuyorsun.
Bak ben yine seninleyim.
Yine sevdan yakıyor yüreğimi
Nerelerdesin sevgili?
Aklında olmayan ben çıkmazlardayım.
Gözlerin çeliyor aklımı suskun fotoğraflarda.
Sensizlik sevdan gibi işledi dünyama.
İçtiğim her sigara son artık.
Her adım sona davetiye bana.
Anla be anla artık sevdiğim.
Uzakta olsan.
Değmez de dese başkaları ona.
Ömrümü sana adadım.
Yalan yanlış kaldırımlarda.

(99 EKİM)

25 Şubat 2009 Çarşamba

GÜNEŞ

Bu kadar erken beklemiyordum seni.
Oyalanır yollarda diyordum.
Biraz kara bulut şimşeğini çakar.
Yıldırımlar atar dünyama
Sonra o gelir diyordum.
Bu yanılgı ne mutlu etti beni.
Ansızın gelmen nasıl sevindirdi.
Bir bilsen yüzümde beliren gülüş
Görenlere nasıl hayret dedirtti.
Şimdi ben baharın mis kokusunda
Çiçek tarlasında koşturup oynamaktayım.
Sen geldin uyandım kara uykudan.
Berrak suyunla arınmaktayım.
Gösterdin içimde yanan ateşin
Alevi ne kadar deli ısıtır.
Ben güldüm, sen güldün, onlar ağladı.
Gösterdin sahteler gurursuz ölür.
Hadi yaşa dedin dilediğince
Hadi eğlen gül, güneş yüzünle.
Ne kadar aydınlıksın dedin sen bana
Aydınlık neymiş gördüm sen güldüğünde.
Ne desem hoyrat kalır asil gönlüne.
Sussam da anlasan ne güzel olur.
Ah anladım dedin ılık meltemle
Dilerim bu bahar yazımız olur.

17 Şubat 2009 Salı

BAĞ BOZUMU

Demek gidiyorsun sevdiğim.
Vaktidir diyorsun.
Ardında kalan şımarık gülüşlerime
Sensiz düşler yâr ediyorsun.
Demek gidiyorsun.
Vaktidir diyorsun.
Kırık vazoların kirli sularında
Aç açabildiğin kadar
Dök yapraklarını
Koparılmış kökünden ne de olsa hayatın diyorsun
Sen gidiyorsun.
Olgunlaşacak diye baharda toprakla buluşturduğum
Henüz yazı bulmadan
Meyve vermek için yaratılmış varlığımıza son verip
Vaktidir diyorsun.
Sen gidiyorsun.
Oysa henüz vakti gelmedi.
Daha topraktan ayrılmadı köklerimiz.
Yeterince yeşillenmedi yapraklarımız.
Başka bir toprakta can bulurum diyorsan
Daha kolay açarım
Hep güneşe bakarım diyorsan
Hiç üzüm olur mu erikten?
Hangi yalanın koynunda
Bahçemizin topraklarını ölüme terk ediyorsun?
Söyle sevdiğim
Sen hangi bağ bozumu hülyasında
Bizim bağ bozumumuzu yerle bir ediyorsun?
Sen hangi bağ bozumundan bahsediyorsun?

3 Şubat 2009 Salı

CENNET

Nabzı atmıyordu artık.
Öyle söyledi doktor.
Hedefine kilitlenip bakışıyla vurmuştu katil
Sarı saçlı küçük kızı.
Düştüğü yerde yerle bir olan umutları
Damarlarından çekilirken
Beyaz tenine yakışıksız bir sonla 
Gözü açık giden diğerleri gibi
Yığılmıştı olduğu yere
Ardı ardına gelen zehir yüklü kurşunlarla.
“Kurtar beni bu yerden” dedi usulca
Son bir çabayla
Durmak üzereydi kalbi işte o an.
Katil öfkeliydi.
Kıydı sarı saçlı küçük kıza.
Almaya geldiler onu

Gördüm.
Oradan.
Cennetten.
Ağlama dedi bir melek
Diğeri sildi yaşlarını
Konuşma dedi bir diğeri
Yorma artık ölmüş bu yüreği
Sustu sarı saçlı küçük kız
Susturdu nafile bütün sözleri
Giderken ardına bakmadı.

Bakmak istemedi.
Gitti.
Devam etti ondan sonra hayat
Otobüsler seferlerine, insanlar işlerine, öğrenciler okullarına...
Kadınlar lakırdıya daldı.
Hayat devam etti.
Öldü sarı saçlı küçük kız
Hiç kimse fark etmedi.
"Nereden geliyorsun?" diye sordular
Sarı saçlı küçük kıza.
Hemen şurası çok uzak değil dedi.
Değdi yüreğime bin alev istemeden
Yandım, yaralarım geçmeden
Yeter dedi bir katil
Öldürdü beni.
Cehennemden geliyorum.
Cennette ağlanmaz değil mi?