Pazar.
Öğleden sonra.
Uyanıyorum.
Dilimde bin şükür, bin dua; yüzünü seyre dalıyorum.
Bin renkli bir türkü tutturuyorum.
Dağınık saçlarımı tepemde topluyorum.
Seni sevdiğimi fısıldıyorum.
Unuttun mu yoksa?
Pazar.
Öğleden sonra.
Uyanıyorsun.
Ellerinden ayırmadan ellerimi, resmediyorum yüreğime seni.
Masada mis kokular ne mutlu bir pazar.
Unuttun mu yoksa?
Pazar.
Öğleden sonra.
Simitsiz kahvaltı mı olurmuş Allah aşkına?
Yumurtayı nasıl seversin bilirim.
Beni nasıl sevdiğini bildiğim gibi.
Unuttun mu yoksa?
Pazar.
Öğleden sonra.
Sen gökkuşağı gibi doğdukça üzerime
Gülücükler saçılıyor ortalığa.
Yaramaz bir çocuğum ben senin yanında.
Yorulmak nedir bilmeyen.
Unuttun mu yoksa?
Pazar.
Öğleden sonra.
Çıplak ayaklarım koşturuyor toprakta.
Çiçekler dikeceğiz bahçemize.
Rengarenk ışıl ışıl çiçekler.
Söz vermiştin.
Unuttun mu yoksa?
Pazar.
Öğleden sonra.
Fincan yok; çay bardağında kahvelerimizi yudumlarken, uzun uzun bakıyorsun.
Sakın gitme diyorsun, hep kal yanımda.
Unuttun mu yoksa?
Pazar.
Öğleden sonra.
Sımsıkı sarılıyorsun bana.
Küçücük kalbimde kelebekler uçuşuyor.
Kokunla sarmaş dolaş, sen benim cennetimsin.
Unuttun mu yoksa?
Pazar.
Öğleden sonra.
Yağmur başlıyor usul usul.
Toprak kokusuyla martı sesleri birbirine karışıyor.
Uzaktan bir vapur geçiyor.
Yanı başımda sen, dilimde adın.
Unuttun mu yoksa?
Pazar.
Öğleden sonra.
Beyaz fanila bir bana böyle yakışıyor,
Kahverengi bir bende böyle güzel duruyor.
Ve kocaman gözlerim var.
Öyle diyorsun.
Unuttun mu yoksa?
Pazar.
Öğleden sonra.
Yeryüzünde ne varsa güzel olan.
Aşk neye benziyorsa ayrı ayrı her insanda.
Hangi lisanda yazılırsa yazılsın bütün şiirlerde
Sonu mutlu biten bütün masallarda.
Bizi anlatıyorlar.
Unuttun mu yoksa?
2 Nisan 2017 Pazar
14 Kasım 2016 Pazartesi
İYİ Kİ YÜREĞİMSİN
Dünyalar dolusu gülüşler armağan etsem sana
Gülüşler dolusu dünyaların olsam.
Dolup dolup taşsam ırmaklarına dökülsem.
Can bulsam ormanlarında.
Kıyılarında kimsesiz bulutların göğü olsam.
Hep sana çıkan yollarda yediverenin.
Yaz olsam kirpiklerinde parlayan.
Uçuş uçuş düşlerimden sana uyansam.
En olmadık yerlerde bitmese sevda şarkıları
Hep geç kalmış olmasak birbirimize.
Omuzundan silinmiş olmasa sevdamın yükü
Canıma batmasa kırıklarımız.
Soluğu kesen bu hasret olmasa.
Dolmasa gözlerim böyle
Böyle acı olmasa.
Yok razıyım hepsine
İyi ki varsın.
İyi ki yüreğimsin.
İyi ki canımdasın.
İyi ki...
Gülüşler dolusu dünyaların olsam.
Dolup dolup taşsam ırmaklarına dökülsem.
Can bulsam ormanlarında.
Kıyılarında kimsesiz bulutların göğü olsam.
Hep sana çıkan yollarda yediverenin.
Yaz olsam kirpiklerinde parlayan.
Uçuş uçuş düşlerimden sana uyansam.
En olmadık yerlerde bitmese sevda şarkıları
Hep geç kalmış olmasak birbirimize.
Omuzundan silinmiş olmasa sevdamın yükü
Canıma batmasa kırıklarımız.
Soluğu kesen bu hasret olmasa.
Dolmasa gözlerim böyle
Böyle acı olmasa.
Yok razıyım hepsine
İyi ki varsın.
İyi ki yüreğimsin.
İyi ki canımdasın.
İyi ki...
28 Eylül 2016 Çarşamba
İSTİRİDYE KABUĞU
Sarmaşıklar ardından doğan günde tanrılar
Sancılar içinde bırakıp çocuklarını
Puslu bir geceye gönül veriyorlar.
Kimin umurunda!
Bu susmak bilmeyen ağlamaklı sevda şarkıları
Ojesiz tırnaklarım için fazla.
Kolalı gömlekler giyen adamlar için fazla.
Ardından gidilmeyen aşklar için fazla.
Sustuğum yerde her yalan gerçek her gerçek yalan
Nasıl oluyorsa!
Sonra anlat diyorlar fütursuzca.
Git yapış yakasına; bağıra bağıra anlat.
İyice edepsiz bellediler belli ki beni bu dostlar.
Nerede görülmüş gururumu onca ezip geçtiğim.
Palavra biliyorum.
Hepsi palavra.
Kolu bacağı kırılmış zarflarda yuvasız mektuplar bırakacağım ona.
Fazlası lüzumsuz bu saatten sonra.
Hem Tomris değilim ki ben
Sancılar içinde bırakıp çocuklarını
Puslu bir geceye gönül veriyorlar.
Kimin umurunda!
Bu susmak bilmeyen ağlamaklı sevda şarkıları
Ojesiz tırnaklarım için fazla.
Kolalı gömlekler giyen adamlar için fazla.
Ardından gidilmeyen aşklar için fazla.
Sustuğum yerde her yalan gerçek her gerçek yalan
Nasıl oluyorsa!
Sonra anlat diyorlar fütursuzca.
Git yapış yakasına; bağıra bağıra anlat.
İyice edepsiz bellediler belli ki beni bu dostlar.
Nerede görülmüş gururumu onca ezip geçtiğim.
Palavra biliyorum.
Hepsi palavra.
Kolu bacağı kırılmış zarflarda yuvasız mektuplar bırakacağım ona.
Fazlası lüzumsuz bu saatten sonra.
Hem Tomris değilim ki ben
Üstelik ne haddime!
Sebze soyarken yazmaya yeltenmedim hiç
Antikacılar çarşısında param yetmediği için
Alamadığım o gramofonda kaldığında aklım
Evet bir iki satırlık küfür salladığım olmuştur hepsi bu.
Antikacılar, tanrılar, dostlar ve dahi sızılarım.
Ruhumun dökülen bütün sıvalarını topladım bir istiridye kabuğuna.
Uyumam gerek.
Sebze soyarken yazmaya yeltenmedim hiç
Antikacılar çarşısında param yetmediği için
Alamadığım o gramofonda kaldığında aklım
Evet bir iki satırlık küfür salladığım olmuştur hepsi bu.
Antikacılar, tanrılar, dostlar ve dahi sızılarım.
Ruhumun dökülen bütün sıvalarını topladım bir istiridye kabuğuna.
Uyumam gerek.
27 Eylül 2016 Salı
ADAM VE KADIN
Ve yine bir adam
Ve yine bir kadını
Ve yine bir adam ve yine bir kadını
Çocukluğundan öperken usulca
Ve yine bir adam
Ve yine bir kadını
Ve yine bir adam ve yine bir kadını
Gülüşünden sararken sımsıkı
Ve yine bir adam
Ve yine bir kadını
Ve yine bir adam ve yine bir kadını
Hasretinden korurken umutla
Ve yine bir adam
Ve yine bir kadını
Ve yine bir adam ve yine bir kadını
Gözlerinden dökülürken apansız
Ve yine bir adam
Ve yine bir kadını
Ve yine bir adam ve yine bir kadını
Yüreğinden taşarken sonsuz
Ve yine bir adam
Ve yine bir kadını
Ve yine bir adam ve yine bir kadını
...
5 Ağustos 2016 Cuma
LİMON KOKUSU
Ardına bakmadan koşar bir adam.
Ardına bakmayan karanlıklara.
Derelerden bulutlar geçer taşar yüreğimden mevsimler.
Saçlarımda rüzgar seni savurur durur uzaklara
Güvercinler konar balkonuma
En sevdiğim bardak toza dumana karışır.
Sen dökülür ortalığa.
Çiçekler bağrışır güneş darılır.
Gece dalar koynuma seni anlatır durur yarınlarıma.
Yine aynı düşman çeker kolumdan, bakar yüzüme
Yalanlarını haykırır.
Bak ne buldum orta yerde
Ardına bakmayan karanlıklara.
Derelerden bulutlar geçer taşar yüreğimden mevsimler.
Saçlarımda rüzgar seni savurur durur uzaklara
Güvercinler konar balkonuma
En sevdiğim bardak toza dumana karışır.
Sen dökülür ortalığa.
Çiçekler bağrışır güneş darılır.
Gece dalar koynuma seni anlatır durur yarınlarıma.
Yine aynı düşman çeker kolumdan, bakar yüzüme
Yalanlarını haykırır.
Bak ne buldum orta yerde
Seni sevmeyecek işte diye diye
Yokluğunu iliştirir boynuma.
Üzerine kader yazar.
Sesin çıkagelir.
Yokluğunu iliştirir boynuma.
Üzerine kader yazar.
Sesin çıkagelir.
Limon kokusuyla dolar gönlüme.
Bütün cennet tasvirleri o an boşa çıkar.
Adını örtüp adımın üstüne
Bende bayram, bende bahar, bende hayat, bende cennet
Sesinle başlar.
Bütün cennet tasvirleri o an boşa çıkar.
Adını örtüp adımın üstüne
Bende bayram, bende bahar, bende hayat, bende cennet
Sesinle başlar.
25 Temmuz 2016 Pazartesi
YEMİN EDERİM
Ben senin yaban papatyan
Sabahının ışığı
Yaz aylarında serinin
Uçsuz bucaksız vadilerinde yüreğinim ben senin.
Telaşlı günlerinin yaramaz çocuğu
Kumdan kalelerin, oyuncak araban
Hiç bitmeyen umudunum ben senin.
Mis kokan esintilerin
Sonsuz kelimelerin
Aklından çıkmayan yeşilinim ben senin.
Başını koyduğun yastığın
Dolapta nevresimin
İçini ezip geçerken rüyalar
Sımsıkı sarılıp uyuduğunum ben senin.
Baharın, güneşin, kumsalın
Şıpıdık terliklerin
Bitmeyen kitabın
Geç kaldığın toplantılar
Yetiştiğin tüm işler
Özlemek nedir bildiğin
Aşkınım ben senin.
Yudumladığın çayın yanında atıştırdığın bütün bisküviler
Hatta abur cubur dolu çekmecenim
Dolabında asidi kaçmış bütün içeceklerin
Banyoda şampuanın
Duştan sonra bornozun
Dinlediğin müzikler
İzlediğin filimler
Ağladığın bütün sahneler benim.
Yanında uyuduğum günler şahit
Ben senin geçmişin ben senin geleceğinim.
Sabahının ışığı
Yaz aylarında serinin
Uçsuz bucaksız vadilerinde yüreğinim ben senin.
Telaşlı günlerinin yaramaz çocuğu
Kumdan kalelerin, oyuncak araban
Hiç bitmeyen umudunum ben senin.
Mis kokan esintilerin
Sonsuz kelimelerin
Aklından çıkmayan yeşilinim ben senin.
Başını koyduğun yastığın
Dolapta nevresimin
İçini ezip geçerken rüyalar
Sımsıkı sarılıp uyuduğunum ben senin.
Baharın, güneşin, kumsalın
Şıpıdık terliklerin
Bitmeyen kitabın
Geç kaldığın toplantılar
Yetiştiğin tüm işler
Özlemek nedir bildiğin
Aşkınım ben senin.
Yudumladığın çayın yanında atıştırdığın bütün bisküviler
Hatta abur cubur dolu çekmecenim
Dolabında asidi kaçmış bütün içeceklerin
Banyoda şampuanın
Duştan sonra bornozun
Dinlediğin müzikler
İzlediğin filimler
Ağladığın bütün sahneler benim.
Yanında uyuduğum günler şahit
Ben senin geçmişin ben senin geleceğinim.
7 Haziran 2016 Salı
S'ONSUZLUK
Yerden yüksek gökten alçak bu sancı
Koynumda saklı zarflarda içi boş temennilerle
Kısacık saçlarıma yapışmış bir yaranın
Kana kana kanayışındandır.
Zavallı mektuplarım.
Aynı kederi defalarca dinlemekten usanmış da
Yorulmak bilmeyen kadere kafa tutacak kadar güçlüymüş gibi hava yapıyorlar.
O kadar uzun boylu değil.
Başımı gözlerine dayamalı.
Başımda felaket bir rüzgar.
Başım ağır.
Başım aksak.
Zaman dar.
Koynumda saklı zarflarda içi boş temennilerle
Kısacık saçlarıma yapışmış bir yaranın
Kana kana kanayışındandır.
Zavallı mektuplarım.
Aynı kederi defalarca dinlemekten usanmış da
Yorulmak bilmeyen kadere kafa tutacak kadar güçlüymüş gibi hava yapıyorlar.
O kadar uzun boylu değil.
Başımı gözlerine dayamalı.
Başımda felaket bir rüzgar.
Başım ağır.
Başım aksak.
Zaman dar.
12 Nisan 2016 Salı
BENİM PUANTİYELİ ETEĞİM
Benim puantiyeli eteğim sen ne güzeldin.
Koşturup durduğum sokaklarda bana eşlik ederdin.
Küçük gelmeye başlayınca en sevdiğim terliklerim
Çıplak ayak dans etmeyi senden öğrendim.
Benim puantiyeli eteğim sen ne güzeldin.
Kaygısız, uçuş uçuş, yaz senden sorulurdu.
Kış gelmezdi sayende dolabıma.
Üşüdüğümde de sana sarılıp ısınmıştım hatırlasana.
İlk aşkıma sebep sendin ve ilk ayrılığıma.
Burnumu bile sana silmiştim ağladığımda.
Benim puantiyeli eteğim sen ne güzeldin.
Koşturup sana geldim başım ne zaman sıkışsa.
Ellerimi sen sakladın karanlıktan
Sen korudun öcülerden korktuğumda.
Yastığımı seninle paylaştım geceler sabahı kaybettiğinde
Sen uyandırdın aydınlık yüzüme vurduğunda.
Benim puantiyeli eteğim sen hâlâ güzelsin.
Rica etsem bana onu getirebilir misin?
Koşturup durduğum sokaklarda bana eşlik ederdin.
Küçük gelmeye başlayınca en sevdiğim terliklerim
Çıplak ayak dans etmeyi senden öğrendim.
Benim puantiyeli eteğim sen ne güzeldin.
Kaygısız, uçuş uçuş, yaz senden sorulurdu.
Kış gelmezdi sayende dolabıma.
Üşüdüğümde de sana sarılıp ısınmıştım hatırlasana.
İlk aşkıma sebep sendin ve ilk ayrılığıma.
Burnumu bile sana silmiştim ağladığımda.
Benim puantiyeli eteğim sen ne güzeldin.
Koşturup sana geldim başım ne zaman sıkışsa.
Ellerimi sen sakladın karanlıktan
Sen korudun öcülerden korktuğumda.
Yastığımı seninle paylaştım geceler sabahı kaybettiğinde
Sen uyandırdın aydınlık yüzüme vurduğunda.
Benim puantiyeli eteğim sen hâlâ güzelsin.
Rica etsem bana onu getirebilir misin?
6 Nisan 2016 Çarşamba
SENİN BALKONUN DA DENİZ KOKUYOR MU ?
Her sabah sen anonsu yapılıyor vapurda
Her sabah bir simit alıyorum
Bölüşüyoruz.
Senden ayrılıp yine seninle buluşuyorum az ötede
Her gün seni okuyor, seni söylüyor, seni dinliyorum.
Uzun uzun sustuğum da sensin kızgın kızgın konuştuğum da
Öfkelenip bir sigara yakınca yudumladığım kahve de sensin nasılsa
Bütün çiçekler sen açmış
Bazen saksılarda bırakılıyorsun ellerimin arasına
Bazen eğilip ben kokluyorum seni yol kenarlarında
Telaşlı genç kızların yüreği sen sen atarken
Delikanlılar durur mu?
Onlar da sen sen bakıyorlar sevdalarına.
Her akşam aynı yolu seninle geri dönüyorum.
Seninle soyunup dökülüyorum yorgunluğuma.
Tekrar bir kahve yapıp balkona çıkıyorum.
Birlikte yudumluyoruz.
Biraz kavga ediyoruz.
Biraz küsüyoruz.
Aydınlık kanatlarını açıp süzülüyorsun yanı başımdan
Deniz deniz kokunla.
Sonra iflah olmaz bir düğüm
Bir cenaze ağıtı
Bir densiz kara
Takılıyor kursağıma.
Her sabah bir simit alıyorum
Bölüşüyoruz.
Senden ayrılıp yine seninle buluşuyorum az ötede
Her gün seni okuyor, seni söylüyor, seni dinliyorum.
Uzun uzun sustuğum da sensin kızgın kızgın konuştuğum da
Öfkelenip bir sigara yakınca yudumladığım kahve de sensin nasılsa
Bütün çiçekler sen açmış
Bazen saksılarda bırakılıyorsun ellerimin arasına
Bazen eğilip ben kokluyorum seni yol kenarlarında
Telaşlı genç kızların yüreği sen sen atarken
Delikanlılar durur mu?
Onlar da sen sen bakıyorlar sevdalarına.
Her akşam aynı yolu seninle geri dönüyorum.
Seninle soyunup dökülüyorum yorgunluğuma.
Tekrar bir kahve yapıp balkona çıkıyorum.
Birlikte yudumluyoruz.
Biraz kavga ediyoruz.
Biraz küsüyoruz.
Aydınlık kanatlarını açıp süzülüyorsun yanı başımdan
Deniz deniz kokunla.
Sonra iflah olmaz bir düğüm
Bir cenaze ağıtı
Bir densiz kara
Takılıyor kursağıma.
25 Mart 2016 Cuma
KAVINDA NÖBETTEYİM
Başın göğe ersin diye eğmedim mi ben başımı?
Yolun bensiz olsun diye sulamadın mı göz pınarlarımı?
Ellerimden kaçırmak için sıkmadın mı yumruklarını?
Cehenneminde kıvranayım diye tutuşturmadın mı kavını?
Kavında nöbetteyim.
2 Aralık 2015 Çarşamba
AŞKIN AYRILIK HALİ
Kaç özlem boyu uzağımdasın?
Kaç kokun mesafesi ayrılık?
Kirpiklerinden kurulu yollar yıkık.
Ömrümün en tatlı telaşı en derin yarası.
Kaç yangından çıkıp sana geldim.
Kaç yangın çıkardım ellerini tutabilmek için.
Kaç asır harcadım bir nefes kokuna sarılıp uyumak için.
Adınla beslediğim bütün yıkıntıları bağrıma bastım, bağrında yandım.
Kaç asır dağladın sana taşıp duran gözlerimi.
Kaç asır uzak gülüşünden gülüşüne muhtaç yaşadım.
Kaç asırdır be adam kaç asırdır hiç bitmeyen bir aşksın!
Ömrümün en tatlı telaşı en derin yarası.
Küçücük bir ömürde kaç asırlık yarım bıraktın.
Kaç kokun mesafesi ayrılık?
Kirpiklerinden kurulu yollar yıkık.
Ömrümün en tatlı telaşı en derin yarası.
Kaç yangından çıkıp sana geldim.
Kaç yangın çıkardım ellerini tutabilmek için.
Kaç asır harcadım bir nefes kokuna sarılıp uyumak için.
Adınla beslediğim bütün yıkıntıları bağrıma bastım, bağrında yandım.
Kaç asır dağladın sana taşıp duran gözlerimi.
Kaç asır uzak gülüşünden gülüşüne muhtaç yaşadım.
Kaç asırdır be adam kaç asırdır hiç bitmeyen bir aşksın!
Ömrümün en tatlı telaşı en derin yarası.
Küçücük bir ömürde kaç asırlık yarım bıraktın.
18 Eylül 2015 Cuma
FİDAN BAKKALIN ÇIRAĞI
Salıncak dolusu uykulardan uyanıp sesleniyorum sana
Kucak kucak ayrılıklar satılıyor semt pazarlarında
Delik çoraplı çocukluğumdan iki ekmek alıp
Sofraya oturalım.
Hakkımızdaki söylentilere bakılırsa
Sonumuz yakın.
Kurbağalıderenin ıslahından beri adam akıllı sesimiz çıkmıyor.
Doğru.
Pencerelerinin manzarasını bozan dere gibi
Bizi de ıslah etmek istiyor mahallenin teyzeleri.
İnat değil mi cebimde kurbağa taşıyacağım bundan sonra.
Korkup kaçtı dedirtmem ben kendime.
Kimseye ekmek almaya da gitmem bir daha bilesin.
Ya benimle gelirsin ya da teyzelere ekmek götürmek için
Fidan bakkala çırak olursun.
Tercih senin.
Kucak kucak ayrılıklar satılıyor semt pazarlarında
Delik çoraplı çocukluğumdan iki ekmek alıp
Sofraya oturalım.
Hakkımızdaki söylentilere bakılırsa
Sonumuz yakın.
Kurbağalıderenin ıslahından beri adam akıllı sesimiz çıkmıyor.
Doğru.
Pencerelerinin manzarasını bozan dere gibi
Bizi de ıslah etmek istiyor mahallenin teyzeleri.
İnat değil mi cebimde kurbağa taşıyacağım bundan sonra.
Korkup kaçtı dedirtmem ben kendime.
Kimseye ekmek almaya da gitmem bir daha bilesin.
Ya benimle gelirsin ya da teyzelere ekmek götürmek için
Fidan bakkala çırak olursun.
Tercih senin.
17 Eylül 2014 Çarşamba
HÂVİYE
Yedi katlı kapılardan geçilen yetmiş bin sürgülü kilitler ardında
Kepenkleri kapalı evlerde, bahar nakışlı perdeler asılmış pencerelere.
Ayrılıkla mühürlenmiş dudakların kahreden sesi duyulmasın diye.
Ey gece!
Kepenkleri kapalı evlerde, bahar nakışlı perdeler asılmış pencerelere.
Ayrılıkla mühürlenmiş dudakların kahreden sesi duyulmasın diye.
Ey gece!
Ey gün!
Ey keder!
Diner mi, rüzgara karışan ağıtlarda satılık ruhların avazı?
Ey yedi cihanın dilsiz aşığı sök omuzlarından yıldızları.
Bu ayrılık kâria.
Diner mi, rüzgara karışan ağıtlarda satılık ruhların avazı?
Ey yedi cihanın dilsiz aşığı sök omuzlarından yıldızları.
Bu ayrılık kâria.
İşte geldi.
İşte yaktı.
Koca koca bavullarla yoksulluk naklediliyor gönlüme.
Vakitsiz sayılacak kayıplar arifesinde
Koca koca bavullarla yoksulluk naklediliyor gönlüme.
Vakitsiz sayılacak kayıplar arifesinde
Çok gördüğün gülüşünü günahkâr gözlerim görmesin diye
Mil çekildi gizlice.
Yer zindan, gök zindan, kadere kılıç çekmiş bir kâfir boynum kıldan ince.
Gözlerin dolmasın bahar akşamlarında, ıslatma kirpiklerini.
Onlarda melek, onlarda cennet, onlarda Tanrı saklı.
Bana yasak kılınmıştır yolunun çiçekli bahçeleri.
Teninde sardunyalar.
Ellerine su ver ayrılık dayanılmaz olduğunda sabırla.
Ellerine hayat yürüsün bıkmadan rengarenk ellerine.
Ellerim zehir sakın dokunma ellerime.
Kimsesiz bir çocuk bölüyor uykularımı kaybettiği geleceğin peşinde.
Kovdum yine geldi.
Yer zindan, gök zindan, kadere kılıç çekmiş bir kâfir boynum kıldan ince.
Gözlerin dolmasın bahar akşamlarında, ıslatma kirpiklerini.
Onlarda melek, onlarda cennet, onlarda Tanrı saklı.
Bana yasak kılınmıştır yolunun çiçekli bahçeleri.
Teninde sardunyalar.
Ellerine su ver ayrılık dayanılmaz olduğunda sabırla.
Ellerine hayat yürüsün bıkmadan rengarenk ellerine.
Ellerim zehir sakın dokunma ellerime.
Kimsesiz bir çocuk bölüyor uykularımı kaybettiği geleceğin peşinde.
Kovdum yine geldi.
Sövdüm yine geldi.
Çekiştirip duruyor eteğimin ucundan.
Git çocuk diyorum. Ne gelir benim elimden?
Sakın bakma yüzüme kirlenirsin kirimden.
Öyle beter bir yalnızlık içinde ki bakıyor gözlerime.
Birlikte oynarız diyor.
Git çocuk diyorum. Ne gelir benim elimden?
Sakın bakma yüzüme kirlenirsin kirimden.
Öyle beter bir yalnızlık içinde ki bakıyor gözlerime.
Birlikte oynarız diyor.
Çok gizli yerler bildiğini fısıldıyor kulağıma.
Yerin yedi kat altında.
Göğün yedi kat üstünde.
Yerin yedi kat altında.
Göğün yedi kat üstünde.
15 Eylül 2014 Pazartesi
İKİ YALANCI
Tamamlanamayacağız asla.
İzin vermeyecek dağılan parçalarımızdan inşa ettiklerimiz.
Senin unutma umudun benim hatırlamıyorum palavram
Her güne yenilerek başlarken
Dillerimiz birer günahkar olmaya devam edecek.
Çatısından inşa etmeye başladığımız bütün evler yıkılacak elbet.
Temelini görmezden gelen gözlerimize dur diyerek
İzin vermeyecek dağılan parçalarımızdan inşa ettiklerimiz.
Senin unutma umudun benim hatırlamıyorum palavram
Her güne yenilerek başlarken
Dillerimiz birer günahkar olmaya devam edecek.
Çatısından inşa etmeye başladığımız bütün evler yıkılacak elbet.
Temelini görmezden gelen gözlerimize dur diyerek
Devrilecekler üstelik üzerimize.
Neydik biz?
Birbirimize sokulurken bile onca özen gösterirken
Ellerimizde keskin bıçaklarla pusuya sinmiş
Kimdik biz?
Sen mi sapladın önce, ben mi?
Hangimiz ah dedik başka ellere değdiğimizde
El içine karıştığımızda?
Gözlerime mi kapadın ilk önce gözlerini,
Gülmeme mi yasak getirdin yoksa?
Sildin mi duvarlardan izlerimi?
Lekelerimi saklayabildin mi?
Bırakıp git derken çınlıyor kulaklarımda sesin.
Koşar adım geri dönmek isteğimi gururuma feda ediyorum her gün.
Nefesim belaya yaklaşıyor her an.
Koynumda yarınsız hayallerle köşe kapmaca oynuyorum.
Senin kir saydığın izleri silmek için adıma kapanan dudaklarından
Tövbesi imkansız günahlara yürüyorum.
Sonra
Sonra sevdiğim
Senin olsun bütün ayrılıklar.
Hatıra kalsın bütün yalvar yakar uğruna dökülen ahlar.
Senin olsun bütün papatyalar.
Senin olsun kanadı kırık bütün aşıklar.
Senin olsun yarınlar.
Neydik biz?
Birbirimize sokulurken bile onca özen gösterirken
Ellerimizde keskin bıçaklarla pusuya sinmiş
Kimdik biz?
Sen mi sapladın önce, ben mi?
Hangimiz ah dedik başka ellere değdiğimizde
El içine karıştığımızda?
Gözlerime mi kapadın ilk önce gözlerini,
Gülmeme mi yasak getirdin yoksa?
Sildin mi duvarlardan izlerimi?
Lekelerimi saklayabildin mi?
Bırakıp git derken çınlıyor kulaklarımda sesin.
Koşar adım geri dönmek isteğimi gururuma feda ediyorum her gün.
Nefesim belaya yaklaşıyor her an.
Koynumda yarınsız hayallerle köşe kapmaca oynuyorum.
Senin kir saydığın izleri silmek için adıma kapanan dudaklarından
Tövbesi imkansız günahlara yürüyorum.
Sonra
Sonra sevdiğim
Senin olsun bütün ayrılıklar.
Hatıra kalsın bütün yalvar yakar uğruna dökülen ahlar.
Senin olsun bütün papatyalar.
Senin olsun kanadı kırık bütün aşıklar.
Senin olsun yarınlar.
9 Eylül 2014 Salı
SIZI
Küçücük bir kurtçuk,
Ağlamış.
Ağlamış.
Ağlamış.
Sızısı destan olmuş dillere.
Kimini kör, kimini kor etmiş.
Küçücük bir kurtçuk,
Öldürülmüş sevdiği tarafından.
Acısı yükselmiş göğe,
Lanetlenmiş kutsal saydığı ne varsa.
Bir sızı kalmış geriye.
Bölüşülmez.
Dokunulmaz.
Ölümsüz.
22 Ağustos 2014 Cuma
GÜNAHIM
Küfretmek günahtı değil mi?
Şimdi gidip gözlerine söveceğim.
Günahım.
Sonra defalarca ölmek diye bir şey yoktur.
İki kere sevmek gibi.
Kabul kan kusmak vardır tadı şerbete benzer içmesini bilene.
Ben duamı ettim ve sen beni duymadın Tanrım demek bildiğin aptallıktır.
Bin beş yüz yıl geçse aradan bir bok değişmez.
Kokun bağımlılıktır.
Merdiven dayayıp en fazla tavan arasına çıkılır.
Topuklu pabuçlar her kadının ayağını acıtır ve kim ister ki sevdiğinden ayrı düşmeyi?
İş dönüşü komşular birer tabak yemekle kapımı zorluyor.
Filler asmıştım mutfağa şu bereket rivayetleri doğru sanırım.
Bir de ismin silinmiş bilekliğimden. Âdi kalemle yazılmış belli
Yoksa kaderimden silinmiş olamazsın değil mi?
Dur, acele etme unutmak için.
Sana ağlıyorum diyorum sesimi kimseye duyurmadan.
Şimdi gidip gözlerine söveceğim.
Günahım.
Sonra defalarca ölmek diye bir şey yoktur.
İki kere sevmek gibi.
Kabul kan kusmak vardır tadı şerbete benzer içmesini bilene.
Ben duamı ettim ve sen beni duymadın Tanrım demek bildiğin aptallıktır.
Bin beş yüz yıl geçse aradan bir bok değişmez.
Kokun bağımlılıktır.
Merdiven dayayıp en fazla tavan arasına çıkılır.
Topuklu pabuçlar her kadının ayağını acıtır ve kim ister ki sevdiğinden ayrı düşmeyi?
İş dönüşü komşular birer tabak yemekle kapımı zorluyor.
Filler asmıştım mutfağa şu bereket rivayetleri doğru sanırım.
Bir de ismin silinmiş bilekliğimden. Âdi kalemle yazılmış belli
Yoksa kaderimden silinmiş olamazsın değil mi?
Dur, acele etme unutmak için.
Sana ağlıyorum diyorum sesimi kimseye duyurmadan.
Kahrolsun savaşı destekleyen bütün piçler.
Anneme senden bahsettiğim günler geride kaldı.
Her gün bir ayrılık nasıl olursa olsun kötü.
Kalbim çokça kırılıyor.
Anneme senden bahsettiğim günler geride kaldı.
Her gün bir ayrılık nasıl olursa olsun kötü.
Kalbim çokça kırılıyor.
Yokluğunu çek al üzerimden.
Bu yüzyıl bana hiç iyi gelmedi.
Sahi küfretmek günahtı değil mi?
Hâlâ el yordamıyla odamı bulmaya çalıştığım doğrudur.
Uzun zamandır kalbimin sesine kulak vermediğim de
Gece ile aramı düzelttiğim için olsa gerek iyice havalardayım bu ara
Sonu hüsran sevdiğim sevdiğinin.
Bu yüzyıl bana hiç iyi gelmedi.
Sahi küfretmek günahtı değil mi?
Hâlâ el yordamıyla odamı bulmaya çalıştığım doğrudur.
Uzun zamandır kalbimin sesine kulak vermediğim de
Gece ile aramı düzelttiğim için olsa gerek iyice havalardayım bu ara
Sonu hüsran sevdiğim sevdiğinin.
Ruhunu kemiren fareler
tokundan patlamış mıdır?
Tutamayıp kendimi özledim diyeceğim de çekiniyorum.
Sonra fena halde aşk kokuyor ortalık gelen geçen seni soruyor.
Kibar oluyorum, kadın oluyorum, aşk oluyorum.
Kaderin işine gelmiyor.
Şimdi gidip gözlerine söveceğim.
Nasılsa yoksun.
Tutamayıp kendimi özledim diyeceğim de çekiniyorum.
Sonra fena halde aşk kokuyor ortalık gelen geçen seni soruyor.
Kibar oluyorum, kadın oluyorum, aşk oluyorum.
Kaderin işine gelmiyor.
Şimdi gidip gözlerine söveceğim.
Nasılsa yoksun.
5 Temmuz 2014 Cumartesi
YÜZÜMDE HÜZÜN AÇTI AYRILIK
Açtım kanatlarımı bin öfkemle çırptım.
Bildiği duaları eden herkese sağırdı çoktan kulaklarım.
Dilimden zehir saçtım , gözümden zehir akıttım toprağa.
Git demenden başka ses yoktu yeryüzünde
Tekrar tekrar bilendim ayrılığa.
Açtım kanatlarımı bin öfkemle çırptım.
Ellerinden döküldüğüm karanlık sularda yıkadım bedenimi
Öylece bıraktın beni çıplak, ortada.
Tuttum nefesimi ettim yeminimi soluksuz düştüm yokluğuna.
Yumdum gözlerimi cehenneme varana kadar.
Açtım kanatlarımı bin öfkemle çırptım.
Toza dumana bulandı alın yazım
Bildiği duaları eden herkese sağırdı çoktan kulaklarım.
Dilimden zehir saçtım , gözümden zehir akıttım toprağa.
Git demenden başka ses yoktu yeryüzünde
Tekrar tekrar bilendim ayrılığa.
Açtım kanatlarımı bin öfkemle çırptım.
Ellerinden döküldüğüm karanlık sularda yıkadım bedenimi
Öylece bıraktın beni çıplak, ortada.
Tuttum nefesimi ettim yeminimi soluksuz düştüm yokluğuna.
Yumdum gözlerimi cehenneme varana kadar.
Açtım kanatlarımı bin öfkemle çırptım.
Toza dumana bulandı alın yazım
Olduğu yerden doğrulup
kalbim yapma dedi !
Öyle bir haykırdım ki seni kulağına gördüğünde avuçlarında tuttuğun kiri
Sustu, kıvrıldı olduğu yere
Öyle bir haykırdım ki seni kulağına gördüğünde avuçlarında tuttuğun kiri
Sustu, kıvrıldı olduğu yere
O olamaz, bitemez, gidemez diye sayıklarken
Alev alan ruhum çığlık çığlığa şarkılar söyledi.
Açtım kanatlarımı bin öfkemle çırptım.
Amanı yok bir sancı ele geçirirken bize dair umutlarımı
Yüzümde hüzün açtı ,yüzümde zemheri, yüzümde ayrılık.
Döküldü gözlerimden ,döküldü dilimden, döküldü ellerimden adın.
Soldu papatyalar, öldü kelebek.
Alev alan ruhum çığlık çığlığa şarkılar söyledi.
Açtım kanatlarımı bin öfkemle çırptım.
Amanı yok bir sancı ele geçirirken bize dair umutlarımı
Yüzümde hüzün açtı ,yüzümde zemheri, yüzümde ayrılık.
Döküldü gözlerimden ,döküldü dilimden, döküldü ellerimden adın.
Soldu papatyalar, öldü kelebek.
1 Temmuz 2014 Salı
BİZİ ATEŞE VERİP ISINAN ADAM
Varsın benden Kabil diye bahsetsin tarih boyunca umutlarım.
Varsın kargalar bile gülsün halime.
Sen beni bağışladın ya ele
Varsın kargalar bile gülsün halime.
Sen beni bağışladın ya ele
El eline.
13 Şubat 2014 Perşembe
SAHİPSİZ KELİMELER
Şimdi amansız bir rüzgar dağıtsın kanatlarımı bıraktım bedenimi boşluğa.
İliklerinde can bulsun matemim.
İliklerinde can bulsun matemim.
Kaldırsan gözlerini karadan açsan pembeye neye yarar?
Yeşil soğuk kuytuda.
Bütün zarafetini, neşesini, hevesini yitirdi varlığın.
Yeşil soğuk kuytuda.
Bütün zarafetini, neşesini, hevesini yitirdi varlığın.
Gücün sınanmaz artık dudağının kıyısında.
Sen kokan kavuşmaların, sen bakan aşkların,
Sen kokan kavuşmaların, sen bakan aşkların,
Sen atan kalplerin kainatında oynadı yerinden taşlar.
Üflendi Sur' a.
İlmek ilmek çözüldü saçlarım. Kaydı gökteki son yıldız.
Kederi kadere yoldaş eyledin.
Üflendi Sur' a.
İlmek ilmek çözüldü saçlarım. Kaydı gökteki son yıldız.
Kederi kadere yoldaş eyledin.
Sustu sana varan kelimeler, göğüs kafesinde uçuştu kuşlar.
Ne bir ah.
Ne bir ah.
Ne bir of.
Sensizliğe açıldı kapılar.
Eğdim başımı geçtim.
Ardımdan baksan neye yarar?
Sahipsiz kelimeler dökülmüş orta yere.
Senin gibi.
Eksik.
Yarım kalsın bu şiir de.
Ardımdan baksan neye yarar?
Sahipsiz kelimeler dökülmüş orta yere.
Senin gibi.
Eksik.
Yarım kalsın bu şiir de.
13 Ocak 2014 Pazartesi
UYDURUKÇU PRENSES
Ülkemin içinden çıkılmaz halleri, sene sonu partileri, masa üzerinde bekleşip duran kitaplar, yarım kalmış satırlar .Uzun lafın kısası umutsuzluğumun tavan yapması için gerekli tüm malzeme elimde var. Hep bir yerden başka bir yere koşturma telaşı, A şehrinden B şehrine yapılan yolculuklar, C şehrine uğrayıp tekrar A şehrine geri dönmeler. Ne kadar hızlı gidersen git aynı trafikte yol aldığımız için istenilen noktaya aslında birbirine eş zamanlarda varmalar. Hep birilerinin birilerine öykünerek, bazen sürtünerek, bazen de birilerinin başka birileri yüzünden sürünerek geçirdiği zamanlar. Hiç okumadığı kitapların kutsallaştırılmış kahramanlarının adını geçirip üstüne orta yerde kendince gizli kaçak aşk oyunları oynayanlar. Özünde varmış yerine özü yokmuş( burada y harfi yerine isteyen b getirebilir) diye noktalanan cümleler. Mutlu mesut hayaller kurarken en sevgili saydığının birden sandığın adam/kadın olmadığını çok gereksiz bir sızıyla öğrenmeler. İdeallerine ulaşmak için çıktığın yolda defalarca düşüp düşüp kalkmalar. Yara bere içindeyken bile gülümseyebildiğin için mutlu olmalar. Bir yokluktan mucizevi bir şekilde bolluğa, berekete uyanma hayalleri. Hiç haklı çıkmasını istemediğiniz ellerin, yakınların, arada derede kalanların can sıkan haklılıkları. Tükürdüm sana hayat, hadi oradan diyerekten çektiğin kılıcın parlayan ucuna bakıp, kim bileyip duruyor seni diye sormalarda bulmak kendini. Hangi şarkıyı dinlesen kafi derecede bir sızıyla yok benim gözüme çöp kaçtı yalanını söylediğin için dudağında oluşan kıvrıma teşekkür etmeler. Eşi dostu en anlayışlı halleriyle (!) olur böyle derken bulmalar.
Başka vakitlerde seni duymayan, görmeyen o kalabalık nüfusun meğer ne kadar iyi duyduğunu, ne kadar iyi gördüğünü ha ağladın ha ağlayacaksın diye seyre daldıklarında anlamak mağdurluğu gururuna yediremeyen yüreğine ağır gelir. Zeynep'in dediği gibi çay içmek gerek böyle vakitlerde. Bir çay mutlaka iyi gelir. Hem çaysız Zeynep, Zeynepsiz çay olur mu hiç? Bir gülümseme filizlenir dudağının kenarında, bir ışık yanar gözlerinde, mutlu bir türkü mırıldanırsın belki de.
Uyduruktan bir masalda uyduruktan bir prens uydurukçu prensese yarınlar dolu şarkılar söylemiş kime ne? Kime ne ha bitti ha bitecek diye beklerken hüznün bin beteri çalmış kapımı? Kime ne, yakmış canımı? Kime ne, ölü gibi dolaşıp duruyorsam ortalıkta? Şehrin bütün sokaklarını kirleten bir ihanetin baş kahramanıysam kime ne? En sevdiğim şairlerin şiirlerini fısıldıyormuş onların kulaklarına, bana ne?
Uyduruktan bir masalda uyduruktan bir prens uydurukçu prensese yarınlar dolu şarkılar söylemiş kime ne? Kime ne ha bitti ha bitecek diye beklerken hüznün bin beteri çalmış kapımı? Kime ne, yakmış canımı? Kime ne, ölü gibi dolaşıp duruyorsam ortalıkta? Şehrin bütün sokaklarını kirleten bir ihanetin baş kahramanıysam kime ne? En sevdiğim şairlerin şiirlerini fısıldıyormuş onların kulaklarına, bana ne?
O varken çiy düşerdi dallarıma şimdi üzerime düşen her damla kırağı oluyor. Ve gelin görün ki nasıl da görkemli duruyor yokluğum, yokluğunun yanında.
18 Aralık 2013 Çarşamba
FESLEĞEN
Fesleğen aramıştık birlikte civardaki bütün çiçekçilerde. Yoktu. Son demleri artık demişti uğradığımız yerlerden birindeki çiçekçi. Neyse dedim sonra alırız biz de mevsimi gelince, tekrar ısınınca ortalık, ılık ılık rüzgarlar esince. Tuttu elimden yürüdük. Yine boş kalmıştı pembeli saksımız. İçine fişlerini, faturalarını biriktirmeye devam edecekti. Hem fesleğeni olmasa ne olur, çiçeksiz kalsa ne olur ki ? Her baktığımda seni hatırlıyorum zaten derken o tebessüm edip sarılmıştık huzurla.
Hatırımın arasına dağılıp duruyor eyvahlarım. Hatıralarım arasından silinip gidiyor bakışları. Ürkek bir inkar, sessiz bir ah kaplıyor içimi. Hep aynı güne geri dönüyorum. Saksılar kırılıyor, çiçekler soluyor, bırakın fesleğeni ot bitmiyor yeryüzünde. Yüzünde yabancı bir gülümseme, sesi de değişmiş üstelik koynunda bin günah. Uyuşmuş, uyuşturulmuş artık ne zıkkımsa gık bile çıkaramayan bir ben. Bende bir kalp var mı, atar mı, bağırır mı, ağlar mı, ağlasa susar mı, gönlünün tükürdüğü yerden alsam işe yarar mı, biri şu uğultunun sesini kısar mı, biri bana bir iyilik yapıp çığlığı basar mı?
Süt içmeyi seviyorduk, rakı içmeyi de. En sevgili restoranlar listemiz vardı elbette. Hem bizim gibi bir çift daha yoktu. O kadar aşık o kadar uyumlu. Evet çok kavga ederdik, hatta kavga demek az bile kalır. Öyle bir yakardık ki birbirimizin canını, öyle bir yeter be derdik ki kıyamet kopuyor sanırdınız. Sonra sarılırdık, sakın gitme derdik birbirimize. Dışarda insanlar kötü derdik, hem dayanabilir miydik, birbirimizi elde görünce? Tövbe ederdik hemen, Allah korusun susalım derdik. Dedikodu ederdik biraz tamam bazen çokça ama hep bizdik yine konumuz. Ne işimiz olurdu ki onunla bununla. Hep kendimizleydi kavgamız da barışımız da. Bulmaca çözerdim ben hafta sonu kahvaltılarından sonra, garip garip uzanırdım koltuğa ya kolum uyuşurdu ya bacağım. Kalkıp masada oturayım güzel güzel çözeyim derdim yoktu. Tek derdim onun karşısında olmaktı. Hemen karşı koltukta, gazetesine minder fırlatayım, bir koşu gel beni öp diyeyim, kahvemizi yudumlayalım diye sonra.
Garip bir rüyaydı. O sabah uyandığımda içimde hissettiğim acının, boşluğun, huzursuzluğun tarifi yok. Bir şey olmuştu bana, sanki akşam başını yastığa koyan ben başkaydı sabah uyanan ben başka. Hareketlerim yavaşlamıştı ve elimde değildi hiçbir şey kontrolüm başkasının elindeydi sanki. Ne oluyordu bana böyle, bu huzursuzluk nedendi? Altı üstü saçma sapan bir rüya görmüştüm. Sesi o gün onun sesi değildi. Ona aşkım diyen ben değildim. Beni özleyen o değildi. Ona koşan ben değildim. Hani gün hayırlıdır ya geceden, hani öyle derler ya ben bir kabusa uyanmıştım ve gün bitmiyordu inatla.
Nazlı nazlı hasta olurum ben. Hoş biz kızlar hep nazlıyızdır ya aslında. Ben bir fena olurum. Canım çok yanar. O bana bakardı. Bakamayacak kadar uzağımdaysa dua ederdi, arardı. Ah benim güzel aşkım, kıyamam, benim canım acısın sana bir şey olmasın derdi. Güzel laflar ederdi. Güzel güzel severdi. Bana ait sözleri, gözleri, elleri vardı. Ben yokken hep çok özlerdi. Çabuk gel derdi. Bir daha hiç ayrı kalmayalım, bir daha hiç derdi. Özeldi.
Derin, tarifsiz uğultudan başka bir şey duyamıyordum. Birden bir kadın devrildi üstüme, anlayamadım kimdi, neydi, neredeydim? Sonra diğerleri. Sonra yazılar belirdi, sonra başka başka sesler. Anlamıyordum. Beynim yoktu benim. Kulaklarıma birden ne olduysa olmuştu. Ellerim tutmuyor, ayaklarım yürümüyordu. Sürekli üzerime birileri devriliyordu. Nefes alamıyordum. Artık nefes alamıyordum. Sanırım artık yaşamıyordum. Ölmüştüm ve cehenneme düşmüştüm.
Fesleğen (Ocimum basilicum), ballıbabagiller (Lamiaceae) familyasından tek yıllık ve genellikle ılıman bölgelerde yetişen bir bitki türü. Yemeklerde kullanılmak üzere tarımı yapılan fesleğenin kökeni Asya'nın dönenceler arasında kalan bölgelerine dayansa da, günümüzde yeryüzünün öteki ılıman bölgelerine de yayılmıştır. Soğuğa karşı çok duyarlı olan fesleğen bitkisi, en çok sıcak ve kuru ortamları sever. Fesleğen bitkisi, bir yerli Anadolu bitkisi değildir. Anavatanı olan İran dolaylarından gelmiştir. Akşamları açıkta yenilen yemeklerde masaların fesleğen ile süslenmesi, bebeklerin yanına fesleğen konulması, yaz aylarında evlerin açık camlarının önünde fesleğen saksılarının olmasının sebebi fesleğenin yaydığı güzel kokunun yanında sinekleri kovucu özelliği olmasıdır.(Kaynak/Vikipedi)
Artık beni tanıyıp da bilmeyen yoktur. Simit canavarıyım ben. Öyle canım çeker ki her gün üç öğün beş vakit yesem bıkmam. O cinsten yani. Simit olurdu bütün kahvaltılarımızda. Uzun uzun sohbetlerimize eşlik ederdi. Ortalığa kokusu yayılırdı. Onun kokusuyla birleşince susardım. Bakardım öylece. Niçin öyle baktın derdi. Gülerdim. Duamdı o benim. Duama şükrederdim.
Aylar geçti. Biliyorum yıllar da geçecek. Gülümsüyorum. Bazen kahkahalar bile atıyorum. Bazen çok acıyor içimde bir yer ama ne yalan diyeyim katlanabiliyorum. Uğultular seyrekleşti. Çok azaldı demek daha doğru olur. Kabullenme kısmında sıkıntım olmasa (ki bu konuda çok yol aldım belirtmekte fayda var) daha iyi olacağımı da biliyorum. Hep bir kıyas hali oluyor insanda, zaaf işte. Ne alakası var diyorum sonra. O fırlatıp attı diye kıymetsiz değil ki gözlerindeki ışık.
Üzüntüden iki büklüm olmakta bizim için sevinçten göklerde uçmakta. Yaralanmakta bizim için yaraları sarmakta.
Derin kederleri yazarken kelimeleri acemileştiriyormuş insan. Ve dün bir arkadaşım Allah'a emanet ol dedi. Ardından ekledi. Biliyor musun? Allah'a emanet ol dersen sevdiğine onu görmeden ölmezmişsin dedi. Allah'a emanet ettiklerinizin ihanetine maruz kalmamanız dileğimle.
10 Aralık 2013 Salı
İKİ YARINSIZ
Hayat akıp gider.
Yine camından aynı manzaraya bakar,
Okuyamadığın plakalarında yoldan geçen arabaların
Yolculularının yolculuklarıyla hayallere dalarsın.
Yine yüreğinin üstünde tamtam dansı yapar karıncalar.
Hadi çekilin gidin yuvanıza dersin.
Yuvaları yok biri yüzüne bakar.
Ağlanacak haline gülüyor bunlar derken oturur gülersin.
Sen de ağlayamazsın.
Bir gece gelir şehre bir türlü gitmek bilmez.
Dünyanın hangi köşesi burası diye sersem sepelek düşünürken
Belalı gerçek geçer karşına, bu akıl almaz unutmalarının hesabını sormak için.
Elin boynuna varır. Boynunda asılı duran matemin parlar aynada.
Hadi git koş ona derken içinden bir ses, diğeri otur olduğun yerde diye yapışır yakana.
Kelimeler tarih boyunca böyle anlarda lüzumsuz görülmüşlerdir aslında.
Ne yazsan eksik kalır ne söylesen izahsız.
Hiç tanımadığın adamlara/kadınlara en sevdiğin türküyü mırıldansan ne yazar?
Ne anlar anlatmak istediğinden?
Sen onca zaman biriktirdiğin her şeyi
Bir çırpıda el eline versen, al hayrını gör desen kıymet mi bilirler sanıyorsun?
Daha da vahimi mutlu mu olursun zannediyorsun?
Böyle beğenmedin mi?
Yine karşılaşsak, yine aynı olsa sokaklar.
Yine aynı kalabalıkta birbirimize gülümserken bulsak birbirimizi.
İşte karıncalardan daha vahim olan yerde olmak diye buna denir değil mi?
Hiç bitmiyor bu sonbahar hep bir kışa hazırlık telaşı.
Trafik her geçen gün daha da sorun.
Bazen alıp başımı gitmek istiyorum.
Gülüşünün kıyısından, bakışının doğuşundan başka bir yere.
Ellerinden çok çok uzağa.
Koyu koyu sevda hikayeleri dinliyorum bu sıralar.
Mucizeler, yarım kaldı zannedilirken tekrar tekrar başlayan sonsuz aşklar.
Hepsinde ayrı taşıyor gözlerimden okyanuslar.
Sonra süslen püslen işte.
Sigaramı alıyorum yanıma, çantamda gazı bitmiş bir çakmak.
Ve elbette en güçlü gülümseyişim.
Bazen bütün şehir uykuda sanıyorum.
Bazen de bir tek ikimiz uyanıkmışız gibi hissediyorum.
O zaman bir sigara daha yakıyorum. Seninle birlikte içiyoruz.
Adı sanı belli kendileri yok çocuklarımız.
Davetlileri hazır gelinsiz/damatsız nikah salonumuz.
Kadehleri kırık bir şişe şarabımız.
İki yarınsız.
Yine camından aynı manzaraya bakar,
Okuyamadığın plakalarında yoldan geçen arabaların
Yolculularının yolculuklarıyla hayallere dalarsın.
Yine yüreğinin üstünde tamtam dansı yapar karıncalar.
Hadi çekilin gidin yuvanıza dersin.
Yuvaları yok biri yüzüne bakar.
Ağlanacak haline gülüyor bunlar derken oturur gülersin.
Sen de ağlayamazsın.
Bir gece gelir şehre bir türlü gitmek bilmez.
Dünyanın hangi köşesi burası diye sersem sepelek düşünürken
Belalı gerçek geçer karşına, bu akıl almaz unutmalarının hesabını sormak için.
Elin boynuna varır. Boynunda asılı duran matemin parlar aynada.
Hadi git koş ona derken içinden bir ses, diğeri otur olduğun yerde diye yapışır yakana.
Kelimeler tarih boyunca böyle anlarda lüzumsuz görülmüşlerdir aslında.
Ne yazsan eksik kalır ne söylesen izahsız.
Hiç tanımadığın adamlara/kadınlara en sevdiğin türküyü mırıldansan ne yazar?
Ne anlar anlatmak istediğinden?
Sen onca zaman biriktirdiğin her şeyi
Bir çırpıda el eline versen, al hayrını gör desen kıymet mi bilirler sanıyorsun?
Daha da vahimi mutlu mu olursun zannediyorsun?
Böyle beğenmedin mi?
Yine karşılaşsak, yine aynı olsa sokaklar.
Yine aynı kalabalıkta birbirimize gülümserken bulsak birbirimizi.
İşte karıncalardan daha vahim olan yerde olmak diye buna denir değil mi?
Hiç bitmiyor bu sonbahar hep bir kışa hazırlık telaşı.
Trafik her geçen gün daha da sorun.
Bazen alıp başımı gitmek istiyorum.
Gülüşünün kıyısından, bakışının doğuşundan başka bir yere.
Ellerinden çok çok uzağa.
Koyu koyu sevda hikayeleri dinliyorum bu sıralar.
Mucizeler, yarım kaldı zannedilirken tekrar tekrar başlayan sonsuz aşklar.
Hepsinde ayrı taşıyor gözlerimden okyanuslar.
Sonra süslen püslen işte.
Sigaramı alıyorum yanıma, çantamda gazı bitmiş bir çakmak.
Ve elbette en güçlü gülümseyişim.
Bazen bütün şehir uykuda sanıyorum.
Bazen de bir tek ikimiz uyanıkmışız gibi hissediyorum.
O zaman bir sigara daha yakıyorum. Seninle birlikte içiyoruz.
Adı sanı belli kendileri yok çocuklarımız.
Davetlileri hazır gelinsiz/damatsız nikah salonumuz.
Kadehleri kırık bir şişe şarabımız.
İki yarınsız.
23 Kasım 2013 Cumartesi
SEMENDER
Yüzünün sol kıvrımı.
Sessizce vedalaştık.
Eskimiş bir gözyaşının tadıyla yutkundu adını.
Bir sürü kadından, bir sürü sesten, bir sürü nefesten ayrıldık.
Gözlerine sinmiş ihanetten, artık içinde kalamayan yenden ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı.
Sessizce vedalaştık.
Doğruldu olduğu yerden Semender, suya attı kendini.
Bir aşktan, bin yalandan, bir hayattan ayrıldık.
Sözlerine sinmiş ihanetten, içinden çıkılamayan kinden ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı
Sessizce vedalaştık.
Kapattı sana varan yolları aydınlatan ışıkları.
Yarım kalan bahardan, sonu yok bir ayazdan, yarınsız günden ayrıldık.
Ellerine sinmiş ihanetten, içinde kördüğüm, kalpten ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı.
Sessizce vedalaştık.
Yumdu gözlerini kahrından boyun eğerken, kırıldı bütün sevmeler.
Postasız bir mektuptan, açılmaz kapılardan, evde yok aşktan ayrıldık.
Adına yazılmış yokluktan, yarına çalınmış karadan, içindeki buzdan ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı.
Sessizce vedalaştık.
Tükürdü yutkunduğu ölümleri, can buldu gidenler.
Yazılmamış hayalden, sonu yok bitişlerden, kavgasız günden ayrıldık.
Güvenilmez sözünden, övünülmez gücünden, çalınmış gönlünden ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı.
Sessizce vedalaştık.
Kıyamet değdi yaşama, üfledi sura melekler.
Sorgusuz aldanıştan, lüzumsuz bir atıştan, kahpe bir kaçıştan ayrıldık.
Tarifi yok o bakış, gitme kal diye yakarış, ömrüne adanmış ömürden ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı.
Sessizce vedalaştık.
Eskimiş bir gözyaşının tadıyla yutkundu adını.
Bir sürü kadından, bir sürü sesten, bir sürü nefesten ayrıldık.
Gözlerine sinmiş ihanetten, artık içinde kalamayan yenden ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı.
Sessizce vedalaştık.
Doğruldu olduğu yerden Semender, suya attı kendini.
Bir aşktan, bin yalandan, bir hayattan ayrıldık.
Sözlerine sinmiş ihanetten, içinden çıkılamayan kinden ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı
Sessizce vedalaştık.
Kapattı sana varan yolları aydınlatan ışıkları.
Yarım kalan bahardan, sonu yok bir ayazdan, yarınsız günden ayrıldık.
Ellerine sinmiş ihanetten, içinde kördüğüm, kalpten ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı.
Sessizce vedalaştık.
Yumdu gözlerini kahrından boyun eğerken, kırıldı bütün sevmeler.
Postasız bir mektuptan, açılmaz kapılardan, evde yok aşktan ayrıldık.
Adına yazılmış yokluktan, yarına çalınmış karadan, içindeki buzdan ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı.
Sessizce vedalaştık.
Tükürdü yutkunduğu ölümleri, can buldu gidenler.
Yazılmamış hayalden, sonu yok bitişlerden, kavgasız günden ayrıldık.
Güvenilmez sözünden, övünülmez gücünden, çalınmış gönlünden ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı.
Sessizce vedalaştık.
Kıyamet değdi yaşama, üfledi sura melekler.
Sorgusuz aldanıştan, lüzumsuz bir atıştan, kahpe bir kaçıştan ayrıldık.
Tarifi yok o bakış, gitme kal diye yakarış, ömrüne adanmış ömürden ayrıldık.
Yüzünün sol kıvrımı.
13 Eylül 2013 Cuma
O YOKKEN
Yıkadım yüzümü arındım gülümsemesinden.
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu.
Sitem etmedim hiç korkmadım geceleri uyurken.
En sevdiği elbiselerimden vazgeçmedim.
Yaralanmadım sürekli sakarlık yapardım ya yok hiç sakarlıkta yapmadım.
Hayranı olduğum varlığından ayrılınca yok üzülmedim, yanmadım.
Başka kadınlar sevmiştir onu şimdi,
Unutmuştur çoktan beni diye düşünüp hiç sızlanmadım.
Gezdim tozdum. Her geçeni o sanmadım.
Bizim de şarkılarımız vardı. Tüm aşıklar gibi,
Yok hiçbirini dinlemedim. Adını sayıklamadım.
Yıkadım yüzümü arındım gülümsemesinden.
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu.
Bu şehir, bu evler, bu caddeler böyle boştu hep
O gitti diye boşaldı sanmadım.
Sessizdi zaten sokaklar. Hep böyle eserdi rüzgar.
O gitti diye değil bu ara neyim var bilmiyorum. Bir türlü ısınamadım.
Yok daha fazla içmiyorum sigarayı uykusuzluğum ondan değil.
Ne olacak ki hem bittiyse gidip başka birini sevdiyse?
Yeni bir aşk diledim kendime aşk dedim sadece
İlla o olsun diye tutturmadım. Fotoğraflarımıza bakmadım.
Çıkıp gitmiş yüreğimde. Kalmamış ona dair zerrem.
Hatırlamaya çalıştım. Yok hatırlayamadım.
En sevdiği yemeği yapıp yapıp çöpe atmadım.
Anneme kızmadım onu sorduğunda, komşulara sataşmadım.
Yıkadım yüzümü arındım gülümsemesinden.
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu.
Yine en güzeli bendeydi gülümsemenin.
En sevgili kelimeler bendeydi. Adını ben anardım ya öyle ölesiye
Yok bu defa anmadım.
Hep bir umutla acaba o mu geldi diye kapılara koşmadım.
Pencereden ona bakmadım. Ona el sallamadım her gidenin ardından.
Ona açmadım kollarımı.
Onun gözleri nereye, kime bakıyor diye hiç sormadım.
Pabuçlarını bile özlemedim. Yok kalmadı hatırımda beyaz gömleği.
Ne yer, ne içer, neye güler, neye ağlardı?
Çok zorladım ama yok bulamadım.
Hayır hiç saymadım kaç gün geçtiğini. Her saati bin yıl sanmadım.
Yüzüme her bakanın gördüğü gibi hiç ama hiç ağlamadım.
Yok ben bu şiiri ona yazmadım.
Yıkadım yüzümü arındım gülümsemesinden.
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu.
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu.
Sitem etmedim hiç korkmadım geceleri uyurken.
En sevdiği elbiselerimden vazgeçmedim.
Yaralanmadım sürekli sakarlık yapardım ya yok hiç sakarlıkta yapmadım.
Hayranı olduğum varlığından ayrılınca yok üzülmedim, yanmadım.
Başka kadınlar sevmiştir onu şimdi,
Unutmuştur çoktan beni diye düşünüp hiç sızlanmadım.
Gezdim tozdum. Her geçeni o sanmadım.
Bizim de şarkılarımız vardı. Tüm aşıklar gibi,
Yok hiçbirini dinlemedim. Adını sayıklamadım.
Yıkadım yüzümü arındım gülümsemesinden.
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu.
Bu şehir, bu evler, bu caddeler böyle boştu hep
O gitti diye boşaldı sanmadım.
Sessizdi zaten sokaklar. Hep böyle eserdi rüzgar.
O gitti diye değil bu ara neyim var bilmiyorum. Bir türlü ısınamadım.
Yok daha fazla içmiyorum sigarayı uykusuzluğum ondan değil.
Ne olacak ki hem bittiyse gidip başka birini sevdiyse?
Yeni bir aşk diledim kendime aşk dedim sadece
İlla o olsun diye tutturmadım. Fotoğraflarımıza bakmadım.
Çıkıp gitmiş yüreğimde. Kalmamış ona dair zerrem.
Hatırlamaya çalıştım. Yok hatırlayamadım.
En sevdiği yemeği yapıp yapıp çöpe atmadım.
Anneme kızmadım onu sorduğunda, komşulara sataşmadım.
Yıkadım yüzümü arındım gülümsemesinden.
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu.
Yine en güzeli bendeydi gülümsemenin.
En sevgili kelimeler bendeydi. Adını ben anardım ya öyle ölesiye
Yok bu defa anmadım.
Hep bir umutla acaba o mu geldi diye kapılara koşmadım.
Pencereden ona bakmadım. Ona el sallamadım her gidenin ardından.
Ona açmadım kollarımı.
Onun gözleri nereye, kime bakıyor diye hiç sormadım.
Pabuçlarını bile özlemedim. Yok kalmadı hatırımda beyaz gömleği.
Ne yer, ne içer, neye güler, neye ağlardı?
Çok zorladım ama yok bulamadım.
Hayır hiç saymadım kaç gün geçtiğini. Her saati bin yıl sanmadım.
Yüzüme her bakanın gördüğü gibi hiç ama hiç ağlamadım.
Yok ben bu şiiri ona yazmadım.
Yıkadım yüzümü arındım gülümsemesinden.
Kalmadı avuçlarımda ellerinin kokusu.
27 Temmuz 2013 Cumartesi
SEVDİĞİM SEVGİLİM OLUR MUSUN?
Cesaretim şaha kalkıp çekmişken ayrılığa kılıcını
Salya sümük sen diye dualarıma aminlerim yerini bulsun diye
Gecenin gözlerinden taşar azgın sular.
Gel.
Salya sümük sen diye dualarıma aminlerim yerini bulsun diye
Gecenin gözlerinden taşar azgın sular.
Gel.
Gitme.
Bir çırpıda onlarca sineğe kafa tutan ben sen olmazsan yenilirim onlara
Biri yeter canımı okumaya.
Hem gidersen ders falan çalışamam ben kitap okuyamam.
Çok sevdiğim pabuçlarıma bakıp "kim bugün bizimle gelmek ister " diye konuşamam.
Saçlarımı taramak gelmez içimden.
Bir çırpıda onlarca sineğe kafa tutan ben sen olmazsan yenilirim onlara
Biri yeter canımı okumaya.
Hem gidersen ders falan çalışamam ben kitap okuyamam.
Çok sevdiğim pabuçlarıma bakıp "kim bugün bizimle gelmek ister " diye konuşamam.
Saçlarımı taramak gelmez içimden.
Koca bir bardak sütü mutlulukla yudumlayamam.
Memleketimin ağzı ile konuşup oyunlar türetemem.
Memleketimin ağzı ile konuşup oyunlar türetemem.
Uyuyamam.
İçimden gelmez ki çocuklar gibi uçurtma hayalleri kurmak sen olmazsan.
Küsmenin bir anlamı olmaz.
İçimden gelmez ki çocuklar gibi uçurtma hayalleri kurmak sen olmazsan.
Küsmenin bir anlamı olmaz.
Barışmak nedir kimse anlatamaz.
Koşa koşa boynuna sarılmak,
Koşa koşa boynuna sarılmak,
Rengarenk balonlarla dünyaya kafa tutmak olmaz ki sen olmazsan.
Heyecanla bir kelimeden diğerine
Tamamlayamadan cümleleri sana bakıp gülümseyemem ki o zaman.
Biliyorsun değil mi?
Ürkeğim aslında ben, korkağım, pısırığım hatta.
Seni kaybetme korkusu sarınca hırçınım, bıkkınım, bitkinim.
Koca dünya küçülür, minnacık kalır.
Tamamlayamadan cümleleri sana bakıp gülümseyemem ki o zaman.
Biliyorsun değil mi?
Ürkeğim aslında ben, korkağım, pısırığım hatta.
Seni kaybetme korkusu sarınca hırçınım, bıkkınım, bitkinim.
Koca dünya küçülür, minnacık kalır.
Ufalır, ufalanır ellerinden ayrılınca avuçlarım.
Bastığım her yer adına bir ağıt yakar.
Çekilir damarlarım.
Mahallenin bütün çocukları üzülür sen gidersen.
Onlar da bir daha top oynamaz, ip atlamaz kızlar.
Aşıklar geçmez sokağımızdan.
Yeni diktiğim çiçekler solar.
Bastığım her yer adına bir ağıt yakar.
Çekilir damarlarım.
Mahallenin bütün çocukları üzülür sen gidersen.
Onlar da bir daha top oynamaz, ip atlamaz kızlar.
Aşıklar geçmez sokağımızdan.
Yeni diktiğim çiçekler solar.
İyileşmez ki hastalar.
Hem gidersen sana aşkım diyemem ki.
Hiç söyleyemem ki.
Sarılamam ki.
Hep özlerim seni ama anlatamam ki.
Gel.
Hem gidersen sana aşkım diyemem ki.
Hiç söyleyemem ki.
Sarılamam ki.
Hep özlerim seni ama anlatamam ki.
Gel.
Gitme.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)