28 Mayıs 2026 Perşembe

HATIRLA SEVGİLİM

Kederli bir  öğle sonrasında seni tanıdığını ima eden bir çiçekle saatlerdir konuşuyoruz. Rüzgar ara ara varlığını hissettiriyor. Bir fırtına esip savuracak bizi diyor çiçek. Bir fırtına esip savuracak sizi...

Ayağıma iki numara büyük bir çift terlikle en yakın fırına gidip iki ekmek alıp geldim. Biraz olsun neşeleneyim diye biriyle yumurtalı ekmek yapıp afiyetle yedikten sonra saçlarımı taradım, kedime çeki düzen verdim.

Yokluğunun ağırlığı altında ezilen gönlümün hatırında yıldızı bol  bir yaz akşamı gibi parlıyor senin gülümseyişin. Hatırla sevgilim öyle gülerdin. Sen en çok yaz akşamları gibiydin.

Tozlanan plaklar arasından seçip birini, uzun uzun susup  dinlemeye karar verdim. Dinlemeye, özlemeye, beklemeye... Göğsümde bir sızı istemeye istemeye...

Açık camlardan içeri giren sokağın gürültüsünde sesine benzer bir ses duyduğumu sanarak koştum pencereye... Tanıdık bir gürültü, tanıdık bir yokluk, tanıdık bir hezeyan...

Sevgilim içimde yangın, içimde hüsran...

Sevgilim içimde kalmadı derman.

22 Mayıs 2026 Cuma

SIĞAMAZ OLDUM ŞEHİRLERE

Sığamaz oldum şehirlere
Sözüm boyumu aştı
Köşe bucak seni ararken / Köşe bucak senden kaçarken
Sığamaz oldum şehirlere
İçim sözümü aştı



18 Nisan 2026 Cumartesi

KARA KARGALAR SEN VE BEN

Kıvrıldığım yerde uzun rüyalar içinde oynaşıyorsun
Bu laftan anlamaz yaralarım ve en yakın arkadaşlarım kara kargalar ki onlar da şahit
Ölüp ölüp sana diriliyorum birkaç yüzyıldır

Solundan kalkmış kelimelerim fütursuzca dolanırken içimde
Bir koşu yangınlardan geçip geleceğim
Gözlerini özledim.



15 Nisan 2026 Çarşamba

9 Nisan 2026 Perşembe

ÖZLEYEN

Derin gece,

Güne darılır hasretin.

İsterdim ki sen koksun bahçelerim.

29 Mart 2026 Pazar

KAYIP MARTILAR

Pazar günlerinin garip bir büyüsü var. Bu pazar sabahı çiseleyen yağmur, dağları saran sisle yarışıyor gibi. Denizin üstü görece daha açık ama martılar ortalıklarda görünmüyor. Birinin her şeyi olmak ya da birini her şey saymak ne acayip bir duygu değil mi? Kendi başınızın çaresine bakmak konusunda tüm azminizle ilerlerken hayatta, o benim her şeyim dediğiniz biri var mı? Herkesin önüne geçen, tam içinizden, en derin yerden, kalbinizin derinliklerinden  gelen o ses ne diyor size, kimi fısıldıyor kulağınıza? Her gün değişen dönüşen hayatta sabit kalan bir şeyler olabilir mi?  Yani birini sürekli her şeyimiz sayabilir miyiz? Bazen gerilere düştüğü bazen de bizim bile önümüze geçtiği zamanlar olamaz mı? Bu dengesiz bir duygu durumu mu? Yoksa tam da olması gereken bu mu? Herhangi bir sınırlama getirilebilir mi duygulara? Ne dediğimizden, nerede olduğumuzdan  ziyade ne hissettiğimize odaklandığımızda içimiz eziliyorsa yanlış yerdeyiz mi demek oluyor? Bu beraberinde yanlış kararlar verdiğimiz anlamına da gelmiyor mu?  Her gün bir sürü soru gezinirken beynimizin içinde hayata bu kadar adapte olmaya çalışmak da  başlı başına bir başarı sayılabilir mi? Yoksa başarı saymaya çalıştığımız bu şey asıl başarısızlığımız mı? 

Kendimle konuşmalar: Bölüm X,  sayfa Y

Bu pazar seni düşündüm
Ucu bucağı kaybolmuş gençliğim gibi 
Ele avuca sığmaz bir iç yenilgisi esir aldı zihnimi
Tutup ellerinden çiçekler açtığım şiirler geldi sonra aklıma
Heyecanla koşturduğum merdivenli sokaklar
Çok içimden geldiği bir anda bir kenara bırakıp bütün nezaket kurallarını
Birkaç şiir öncesi küfrettiğimi anımsadım sana 
İçimde sarsılmaz bir gururla duran kaideni parçaladığım gün olur aynı zamanda kendisi
Yazlık bir ceketimin düğmelerine takıldı gözlerim dağınık dolabın içinde 
Ne kadar da zevkli olduğumu düşünüp tebrik ettim kendimi
Gün içinde eften püften bir sürü nedenle neşeleniyor
Yine eften püften bir sürü nedenle yerden yere vuruyorum kalbimi
Zaman geçtikçe azalıyor muyum çoğalıyor muyum belli değil
Üzerini içimden geldiğince boyadığım bir tuval gibi 
Özellikle avuç içlerimi rengarenk boyamak istiyorum 
Bir rivayete göre kaderimiz saklıymış avuç içlerimizde 
Kedim Şiir diğer kedim Kimyon' la koştururken bir saksıyı devirdi
Evin içinde kayan halılar, devrilen minderler, kayıp küpe tekleri
Kedi olan bir evde başka ne olması gerekirse ya da ne oluyorsa işte 
Bu pazarı da es geçmedi
Bu arada dağları kaplayan sis epey azaldı 
Denizin üzeri pamuk pamuk bulutlarla kaplı şimdi
Martılar hâlâ ortalıklarda yok ama sağ olsunlar kargalar çatılardan hiç eksilmiyorlar
Bilirsin canlarını sıkmak istemem o sebeple aramı iyi tutuyorum kendileriyle
Aynı şarkıyı sabahtan beri kaç kez dinledim bilmiyorum
Başa sarıp duran her şeyden kaçmama karşılık olsa gerek bu şarkı tekrarları
Pazar günlerinin garip bir büyüsü var
Bir fincan kahve içmek, çiçekleri sulamak, yarım kalan kitapları okumaya yeltenip okuyamamak 
Evi süpürmek, mobilyaların tozunu almak
Eşi dostu arayıp hal hatır sormak
Her şeyi sığdırmaya çalışıp içine, sığdıramamak

Bir yere varamayacağım bugün de belli ki hoş bir yere varmak  gerekiyor mu? Sonunu hiçbirimizin bilmediği bir hayatın içinde biriktirdiğimiz, vazgeçtiğimiz, pişman olduğumuz, sıkı sıkıya tuttuğumuz, tutunmaya çalıştığımız her şeyle birlikte harmanlanıp devam ediyoruz. Asıl olan ritmi korumak gibi geliyor bu sıralar bana; kalbin, zihnin, bedenin ritmini korumak. Sonrasına sonra bakarız.









26 Mart 2026 Perşembe

MUCİZE

Bir sabah bir adam bir nehir kenarında yağmurla birlikte yağıyor
Dalıp gittiği uzaklar kaybolduğu yakınları uğurluyor
Birbirine benzeyen ama birbirinden bağımsız hasretlerden kaçarken 
Bir sabah bir kadın bir nehir kenarında nehirle birlikte akıyor
Kadın adamı seyre dalıyor
Geçtiği her yeri gülüşüyle aydınlatan bir adam sükunetle başını kaldırıyor
Yüzü yüz yıllık aşk destanlarına kafa tutuyor
Kadın ve adam göz göze geliyor
Bütün ayrılıkları mutlu çıkaran bir kavuşma gerçekleşiyor.

Bir sabah henüz çoğu insan uykudayken 
Dünyanın bir köşesinde bir nehir kenarında bir mucize oluyor
Nehrin iki yakası birleşiyor.

Adam kadının hiç bilmediği bir dilde hiç bilmediği bir tonda 
Usul usul bir şarkıyı mırıldanırken uzanıp tutuyor kadının elinden 
İkisi de şaşkın
Bir mucize oluyor
Bir adam bir kadını bağrına basıyor
Dindiriyor.

Şehrin gürültüsünde kayboluyorlar
Arkalarından bakanlar umurlarında değil
Ne var ne yoksa ceplerinde  harcamışlar
Yüzlerindeki aptal gülümseme geleni geçeni kıskandırıyor
İçleri gıdıklanıyor fena mı?
İçlerinde kaç cenaze kaldırıldı kaç yas tutuldu bilen var mı?

Bir sabah henüz çoğu insan uykudayken
Dünyanın bir köşesinde bir nehir kenarında
Bir kadın bir adamı bağrına basıyor
Dindiriyor
Dünyanın bir köşesinde bir nehir kenarında
Bir adam bir kadına 
Bir kadın bir adama 
"Merhaba" diyor.