Kederli bir öğle sonrasında seni tanıdığını ima eden bir çiçekle saatlerdir konuşuyoruz. Rüzgar ara ara varlığını hissettiriyor. Bir fırtına esip savuracak bizi diyor çiçek. Bir fırtına esip savuracak sizi...
Ayağıma iki numara büyük bir çift terlikle en yakın fırına gidip iki ekmek alıp geldim. Biraz olsun neşeleneyim diye biriyle yumurtalı ekmek yapıp afiyetle yedikten sonra saçlarımı taradım, kedime çeki düzen verdim.
Yokluğunun ağırlığı altında ezilen gönlümün hatırında yıldızı bol bir yaz akşamı gibi parlıyor senin gülümseyişin. Hatırla sevgilim öyle gülerdin. Sen en çok yaz akşamları gibiydin.
Tozlanan plaklar arasından seçip birini, uzun uzun susup dinlemeye karar verdim. Dinlemeye, özlemeye, beklemeye... Göğsümde bir sızı istemeye istemeye...
Açık camlardan içeri giren sokağın gürültüsünde sesine benzer bir ses duyduğumu sanarak koştum pencereye... Tanıdık bir gürültü, tanıdık bir yokluk, tanıdık bir hezeyan...
Sevgilim içimde yangın, içimde hüsran...
Sevgilim içimde kalmadı derman.