Pazar günlerinin garip bir büyüsü var. Bu pazar sabahı çiseleyen yağmur, dağları saran sisle yarışıyor gibi. Denizin üstü görece daha açık ama martılar ortalıklarda görünmüyor. Birinin her şeyi olmak ya da birini her şey saymak ne acayip bir duygu değil mi? Kendi başınızın çaresine bakmak konusunda tüm azminizle ilerlerken hayatta, o benim her şeyim dediğiniz biri var mı? Herkesin önüne geçen, tam içinizden, en derin yerden, kalbinizin derinliklerinden gelen o ses ne diyor size, kimi fısıldıyor kulağınıza? Her gün değişen dönüşen hayatta sabit kalan bir şeyler olabilir mi? Yani birini sürekli her şeyimiz sayabilir miyiz? Bazen gerilere düştüğü bazen de bizim bile önümüze geçtiği zamanlar olamaz mı? Bu dengesiz bir duygu durumu mu? Yoksa tam da olması gereken bu mu? Herhangi bir sınırlama getirilebilir mi duygulara? Ne dediğimizden, nerede olduğumuzdan ziyade ne hissettiğimize odaklandığımızda içimiz eziliyorsa yanlış yerdeyiz mi demek oluyor? Bu beraberinde yanlış kararlar verdiğimiz anlamına da gelmiyor mu? Her gün bir sürü soru gezinirken beynimizin içinde hayata bu kadar adapte olmaya çalışmak da başlı başına bir başarı sayılabilir mi? Yoksa başarı saymaya çalıştığımız bu şey asıl başarısızlığımız mı?
Kendimle konuşmalar: Bölüm X, sayfa Y
Bu pazar seni düşündüm
Ucu bucağı kaybolmuş gençliğim gibi
Ele avuca sığmaz bir iç yenilgisi esir aldı zihnimi
Tutup ellerinden çiçekler açtığım şiirler geldi sonra aklıma
Heyecanla koşturduğum merdivenli sokaklar
Çok içimden geldiği bir anda bir kenara bırakıp bütün nezaket kurallarını
Birkaç şiir öncesi küfrettiğimi anımsadım sana
İçimde sarsılmaz bir gururla duran kaideni parçaladığım gün olur aynı zamanda kendisi
Yazlık bir ceketimin düğmelerine takıldı gözlerim dağınık dolabın içinde
Ne kadar da zevkli olduğumu düşünüp tebrik ettim kendimi
Gün içinde eften püften bir sürü nedenle neşeleniyor
Yine eften püften bir sürü nedenle yerden yere vuruyorum kalbimi
Zaman geçtikçe azalıyor muyum çoğalıyor muyum belli değil
Üzerini içimden geldiğince boyadığım bir tuval gibi
Özellikle avuç içlerimi rengarenk boyamak istiyorum
Bir rivayete göre kaderimiz saklıymış avuç içlerimizde
Kedim Şiir diğer kedim Kimyon' la koştururken bir saksıyı devirdi
Evin içinde kayan halılar, devrilen minderler, kayıp küpe tekleri
Kedi olan bir evde başka ne olması gerekirse ya da ne oluyorsa işte
Bu pazarı da es geçmedi
Bu arada dağları kaplayan sis epey azaldı
Denizin üzeri pamuk pamuk bulutlarla kaplı şimdi
Martılar hâlâ ortalıklarda yok ama sağ olsunlar kargalar çatılardan hiç eksilmiyorlar
Bilirsin canlarını sıkmak istemem o sebeple aramı iyi tutuyorum kendileriyle
Aynı şarkıyı sabahtan beri kaç kez dinledim bilmiyorum
Başa sarıp duran her şeyden kaçmama karşılık olsa gerek bu şarkı tekrarları
Pazar günlerinin garip bir büyüsü var
Bir fincan kahve içmek, çiçekleri sulamak, yarım kalan kitapları okumaya yeltenip okuyamamak
Evi süpürmek, mobilyaların tozunu almak
Eşi dostu arayıp hal hatır sormak
Her şeyi sığdırmaya çalışıp içine, sığdıramamak
Bir yere varamayacağım bugün de belli ki hoş bir yere varmak gerekiyor mu? Sonunu hiçbirimizin bilmediği bir hayatın içinde biriktirdiğimiz, vazgeçtiğimiz, pişman olduğumuz, sıkı sıkıya tuttuğumuz, tutunmaya çalıştığımız her şeyle birlikte harmanlanıp devam ediyoruz. Asıl olan ritmi korumak gibi geliyor bu sıralar bana; kalbin, zihnin, bedenin ritmini korumak. Sonrasına sonra bakarız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder